3 Haziran 2014 Salı

ÜNLÜ SERİ KATİLLER .... FAMOUS SERIAL KILLERS

Karındeşen Jack


    Hakkında onlarca kitap yazılmış ve filmler çekilmiş ünlü seri katil, 1888 yılının ikinci yarısında Londra’da 20′den fazla hayat kadınını vahşice öldürmüştür. “Jack The Ripper” kurbanlarını öldürdükten sonra boğazlarını kulaklarına kadar kesiyor, karınlarını ve cinsel organlarını deşiyordu. Karındeşen Jack‘in kimliliğine dair bir çok iddia ortaya atılmış fakat hiçbiri kanıtlanamamıştır. Bunlardan en ilginci ise Jack’in kraliyet ailesinden olmasıydı. Davanın yalnızca 2 sene sonra kapatılmış olması ve kimliğinin halen bulunamaması bu teoriyi güçlendiren etmenler olmuştur.

İngiliz emniyet teşkilatı Scotland Yard, bilinen ilk seri katil ''Karındeşen Jack''in robot resmini bugünün tekniğiyle çizdi


            Charles Manson



     Charles Manson’ın seri katiller içinde çok özel bir yeri vardır. Bizzat kimseyi öldürmemesine rağmen müritlerine verdiği emirlerle, aralarında ünlü yönetmen Roman Polanski’nin hamile karısı da dahil olmak üzere 40′tan fazla kişiyi öldürtmüştür. Manson etkileyici bir konuşmacı, oldukça zeki ve psikopat bir liderdi. Bir çiftlikte müritleriyle birlikte yaşamaktaydı ve onlara Manson Ailesi denmekteydi. Manson ve müritleri arasındaki ilişkinin Haşhaşi tarikatı lideri Hasan Sabbah ile olan benzerliği de dikkat çekmektedir.

                          '' Fahişeleri öldürmek bende saplantı olmuştu. Kendimi durduramıyordum. 
                           Uyuşturucu gibiydi ''
 
                                                                                                  Charles Manson 
Charles Manson oldukça başarılı bir söz yazarı ve müzisyendi. Öyle ki, 1970 yılında Manson’ın şarkılarından oluşan Lie: The Love & Terror Cult isimli bir albüm yayınlandı. Bunca vahşete rağmen Manson Ailesi’nin sonu, oldukça alakasız bir suçtan yakalanan bir müridinin işledikleri cinayetleri övünerek anlatması sonucu gelmiştir. Manson’ın aralarında ünlülerin de bulunduğu oldukça büyük bir hayran kitlesi bulunmaktadır. Yakalandıktan sonra ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Manson’ın, müritleriyle yaşamını ve işledikleri cinayetleri anlatan 2004 yapımı Helter Skelter isimli bir film bulunmaktadır.



                    Katil Zodiac


                       '' İnsanları avlamak, bütün sporlardan daha çok heyecanlandırıyor''

                                                                                       Zodiac Killer


İlk cinayetini 1969 yılında işleyen ve aslında oldukça sıradan bir seri katil olan Zodiac’ın bu kadar ünlü olmasının tek nedeni, yakalanamamış olması ve halen kimliğinin bilinmiyor oluşudur. Genellikle genç çiftleri kendine kurban seçen Zodiac’ın 37 kişiyi öldürdüğü tahmin edilmektedir. Zodiac cinayetleri işledikten sonra polis merkezini arayarak kendini ihbar etmekte, çözülmesi durumunda gerçek kimliğinin ortaya çıkacağını söylediği mektuplar bırakmaktaydı. Bu mektuplardan yalnızca birinin şifresi çözülebilmiş fakat kimliğiyle ilgili herhangi bir ipucu bulunamamıştır. Zodiac katili 2007 yılında vizyona giren, başrollerinde Robert Downey Jr ve Jake Gyllenhaal’ın oynadığı, yönetmenliği David Fincher’ın üstlendiği Zodiac filmine konu olmuştur.




                 Ted Bundy




                                          “Yaşama ve ölüme hükmetmek istiyorum.” 



Gelmiş geçmiş en karizmatik seri katil yakıştırması yapılan Ted Bundy, çevresinde iyi eğitimli, yakışıklı ve kibar biri olarak tanınsa da sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte 35′ten fazla kişiyi vahşice öldürme suçundan idam edilmiş bir sosyopattır. 3 kez hapisten kaçma başarısını gösteren Ted Bundy, mahkemede savunmasını kendi yapmayı seçmiştir. Bir çok kadın hayranından evlenme teklifi alan Bundy’nin idam kararını veren yargıç bile ona olan hayranlığını gizleyememiştir.


           Aileen Carol Wuornos   





   Amerikan tarihinin ilk kadın seri katili olan Wuornos’un 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de yalnızca beşinin cesedi bulunabilmiştir. Babası, henüz Aileen doğmadan çocuk tacizinden yargılandığı sırada kendini asarak intihar etmiş, annesi ise onu henüz altı aylıkken terk etmiştir. Büyükannesi ve büyükbabası tarafından büyütülen Wuornos, 13 yaşında tecavüze uğramış ve gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği gerekçesiyle evden kovulmuştur. Kısacası korkunç  bir çocukluk dönemi geçirmiş ve insanlardan nefret eder hale gelmiştir. İşlediği cinayetlerin sebebini de bu şekilde açıklayan Wournos, 2002 yılında idam edilmiştir. 2003′te vizyona giren Monster filmine ve 1993 tarihli Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer adlı belgesele konu olmuştur.











            Edward Theodore Gein





   Alkolik bir baba ve aşırı dindar bir annenin çocuğu olan Ed Gein, küçük yaşta sırasıyla babasını,abisini ve annesini kaybedince yalnızlığın da etkisiyle delirmiştir. Annesinin cinselliği büyük bir günah olarak görmesi, onu annesinin ölümünden sonra kadın vücudunu incelemeye itmiş ve anatomiye merak salmıştır. Annesini de mezarından çıkartarak diriltmeye çalışmıştır. Aslında Ed Gein klasik seri katil tanımlamasına uymamaktadır. O daha çok mezarlıktan çaldığı bedenler üzerinde, anatomi kitaplarından öğrendiklerini uygulamaya çalışmıştır.  Bilindiği kadarıyla 2 kişi öldürmüştür ve kurbanlarını, annesinin ölüm yaşında(55) olan kadınlardan seçmiştir. Muhtemelen dünyanın gördüğü en psikopat insanlardan biri olan Gein, ayakkabı kutusunda vajina biriktirmiş, meme uçlarından kemer, kafataslarından bardak yapmış ve koltuklarını insan derisiyle kaplamıştır. 1957 yılında yakalanan ve doktorlar tarafından şizofreni tanısı konulan Ed Gein hapis yatmamış, 77 yaşında kanserden ölene kadar hayatını akıl hastanesinde geçirmiştir. In the Light of the Moon(2000) ve Ed Gein: The Butcher of Plainfield(2007) isimli iki başarısız filme konu olmuş, aynı zamanda Kuzuların Sessizliği, Teksas Katliamı ve Psycho gibi ünlü filmlerde de Ed Gein’den ilham alınmıştır.





                    Albert Fish





    Babasının ölümünden sonra bir çocuk bakım evinde büyüyen ve bu ortama uyum sağlayamadığı için ruhsal sorunlar yaşayan Fish, 1910 yılında ilk cinayetini işledi. Çeşitli sapkınlıklara olan ilgisi günden güne artan Fish, kurbanlarını genellikle küçük ve savunmasız çocuklardan seçiyordu. Dine olan eğilimiyle tanınan Albert fish, kurbanlarını işkence yaparak öldürüyor, onların tanrıya verilen kurbanlar olduğunu düşünüyordu. Bir kurbanının ailesine kızlarını nasıl öldürüp yediğini anlatan mektup gönderince yakalandı ve elektrikli sandalyede idam cezasına çarptırıldı. Bu kararı “daha önce tatmadığım bu zevki tadacağım için heyecanlıyım” sözleriyle karşılayan Fish, 1936 yılında idam edildi. Albert Fish Kuzuların Sessizliği(1991) ve The Gray Man(2007) filmlerine konu olmuştur.



               Elizabeth Bathory






“Kanlı Kontes” adıyla tanınan Macar asıllı Elizabeth Bathory, tarihin kuşkusuz en acımasız katillerinden biridir. 40 yaşına geldiğinde yaşlanma korkusu başlayan Bathory, hizmetkarına attığı tokat sonucu kanı eline damlayınca, genç kızların kanlarıyla duş alarak genç kalacağını düşünür. Uşağına emir vererek o hizmetkarı öldürtmüş ve kanını bir küvete doldurtup kan banyosu yapmıştır. Macaristan’ın en soylu ailelerinden biri olan Bathory ailesinden gelen Elizabeth, daha sonraları yaklaşık 650 genç kızı aynı yöntemle öldürtmüştür. Bu cinayetler ona dünyanın en ünlü kadın seri katili ünvanını getirmiştir. 1610 yılında cinayetleri işlediği ortaya çıkmış, bir soylu olduğu için yargılanamamıştır fakat hayatının geri  kalanını şatosunda hapis hayatı yaşayarak geçirmiştir. Elizabeth Bathory hayatının anlatıldığı 2008 yapımı “Bathory” adlı filmin yanı sıra, Dracula gibi bir çok ünlü filme de esin kaynağı olmuştur.





                Carl Panzram







“Keşke tüm insanlığın tek bir boynu olsaydı ve o da benim elimde olsaydı” sözleriyle hatırlananCarl Panzram; 21 cinayet işlediğini, sayısız hırsızlık yaptığını ve kadın erkek toplam 1000′den fazla kişiye tecavüz ettiğini itiraf etmiştir. Yaptıklarından ötürü en ufak bir pişmanlık duymadığını defalarca kez belirten Panzram, vahşetini şu sözleriyle oldukça açık bir biçimde ifade ediyor.”Biraz düşünmek için bir kenara oturmuştum. Orada otururken yanıma 11 ya da 12 yaşında bir çocuk geldi. Bir şeyler arıyordu ve buldu da. Onu birkaç yüz metre uzaklıkta bir taş ocağına götürdüm, orada bıraktım ama önce tecavüz ettim, sonra da öldürdüm. Onu bıraktığım sırada beyni kulaklarından çıkıyordu ve asla bundan daha ölü olamazdı.” Kurbanlarını öldürmek üzere gittiği her eyalette farklı bir isimle karşımıza çıkan Panzram, 1930 yılında asılarak idam edilmiştir. Carl Panzram’ın hapiste bir gardiyana işlediği cinayetleri anlatmasını konu alan 1995 yapımı Killer: A Journal of Murder filmi başarılı seri katil fimleri arasındadır.






2 yorum:

  1. Gözlerimi pörtleterek okuduğum bir yazı dizisi olmuş..
    Korkunç buldum ve paylaşımını birşeyler kattığı için çok beğengim.
    hptt://grilady.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilgi edinmene sevindim daha aklımda olan şeyleri paylaştığımda daha da ürpereceksin..sevgilerimle..:D

      Sil