22 Kasım 2017 Çarşamba

Gitme vakti gelmişti hiç gelmeyen birinden. Ona kapıları kapama zamanı gelip çatmıştı. Yoksa bunca zaman hayatı zehir ederek , hiç olmayacak birini bekleyerek geçemezdi ömür. Zaman ise yelkovanı gibi değil , gözünü açıp kapatıncaya kadar biten bir uyku gibiydi. Bu yüzden beklemenin artık bir anlamı olmayacaktı.

İnsan sorguluyor neden ben hep aynı durumlara düşüp duruyorum diye. Çünkü araya perde inince akıl edemiyor insan boğulduğunu ve boğduğunu.. Boğulmaktan bıkmaz mı bir insan , çekil köşene bekle sana ait olacak olanı değil mi !

Şu kocaman yüreğim ancak yazarak serinliyor ateş parçalarından.
Ve küllerini yeniden yakıp yakıp savruluyor denize , havaya , evrene..

İçinde ki acı , neşe , mutluluk ve hüzün yüzünün yansıması gibi bana.. Aynaya bakmak gibi sana bakmak . Kendini nasıl seviyorsa insan aynada ki yansımayı da o derece seviyor..

Yalnız insan tek kişidir. Tek başına bir sevgili , eş , baba ve annedir. Bölemezsin,  bölünemezsin..
Bölünmeye çalışırsan iki karaktere bürünür , iki kişiye yetmeye çalışırsan kendini tüketirsin... Sevgi mi , alışkanlıklı veya tutku mu ayırt edemezsin.. Yine kendini tüketirsin..Sen tükendikçe de kendine bile yetemessin ve hep yorgun düşersin..hasta olur ruh sağlığını kaybedersin.

Yaşadıklarımız kendi tercihlerimizdir .
Tercihlerimiz bizi mutsuz ettiğinde mutsuzluğunun nedenini değil tercih ettiğimiz şeyi sorgulamalıyız.

Zaman geçer ;  insanın düşünceleri değişir , bedeni değişir , bakış acısı değişir. Hayata olan bağlılığı değişir . Bir insan çıkar daha yaşanılası bir bahçeye dönüştürür, insan çıkar hep yağmur hep çamur olur ortalık..Neler sığdırılır kocaman gözüken aslında karınca zamana..
Hayatına birini alıp merkezin haline getirirsin. Gözün etrafta olan biteni görmez , körelirsin , daralırsın , küçülürsün . Ta ki yüzünü pencereden dışarıya çıkarttığın zaman çiçeklerin açtığını , gökyüzünün elli tonda mavi olduğunu , o an anlarsın aslında olan duruma değil kendine üzülürsün. Zamanına , enerjine , sadakatine , benliğine ..





6 Kasım 2017 Pazartesi

Kalbi ikiye ayrılmış olmasına rağmen kan fışkırmıyordu . Öylesine yorgun olmasına rağmen hala nefes alabiliyordu. Ağlamaklı , yoğun hissetmekten bitap düşmüş en sonuna kendinden mücadelesinden vazgeçmişti..

Bırakıp gitmek istiyordu. Ancak sistemin kölesi olduğundan gidemiyordu bir kız çocuğu.
Okumuyor , izlemiyor , hissetmiyor ve yaşamıyordu..

Zaman durmuş , nesneler hareket ediyordu..
Ocakta çaydanlıktan çıkan buhar etrafı sarmış bir sis haliydi ortalık...

Üstünde geceden kalma kıyafetleri , yarım kalmış ruj izi ağlamaktan helak olmuş rimel izleri vardı..
Kendine gelmeye çalışmak yerine olduğu gibi devam ediyordu gün ..
Aşka düşmek mi aşka düşmemek mi daha iyiydi sorguluyordu..
Cigarasından duman alıp uzandı pencerenin güneş alan tarafına.

Kapatıp gözlerini kimsenin olmadığı bir yer hayal etti.. Dalga sesleri taşa vuruyor ,  rüzgar tuzlu havayı yüze çarpıyor , ağaçlar uğulduyor ve kuşlar şarkı söylüyordu..




19 Ekim 2017 Perşembe

Nasıl başlasam satırlarıma yaralarımı sarmaya..
Yana yana tükenmedim de kararıp kurudum hiçlikte..
Gözyaşlarımın sel olduğu bir aşkın içinde kendimi buldum..Buldum da duruldum..!

En zor olanı nedir biliyor musunuz ?
Kalıp savaşmak , çabalamak , emek harcamak değil..
En zor olanı tüm bunlara rağmen vazgeçebilmektir.. 

Sevgi tek taraflı olan bir duygu olmamalıdır. Savaş bile iki taraflıdır. Kazananın zaferi sevgiyle birlikte taçlandırılır. Mesela tek taraflı çabalamak bile öldürür insanı bitirir..

Sizi sevdiğini söyleyen ama sizin için hiç bir şey  yapmayan insanların sevgilerini sorgulayın. Herhangi bir şeyi sevmekle aynı şeydir. Özel kılan bir şey yoktur. Sokakta ki hayvanları sevmekle ya da masanda duran küçük bir oyuncakla eş değerdir. Sevgi mücadele etmektir.


Hayatlarımızı 60 yılın içine sığdırıp bu dünyadan uçup gidiyoruz. Hani insanlar çok sık hayatımı yazsam roman olur diyorlar ya işte öyle bir şey değil roman. Her kesin mutlaka bir hikayesi vardır ancak okunmaya değecek hikayeler de vardır. Hayatınıza giren insanların size ne yaşattığı sizin onlara neler yaşattığınız kaide değerdir. 

Benim kaide değerlerim içinde yaşadığım çelişkili duyguları anlatmaktadır. Nefret edememekten nefret etmektir. Sevdiği için bir şey yapamamaktır. Bazen buna mecbur bırakılmaktır. Bazen 1 çocuğa acımaktır .. Kelimelerin bile yetersiz kaldığı bir ana hapsolmaktır. 

Evet imkansız diye bir şey yoktur ancak mutsuzluk üstüne mutluluk kurulmaz diye de bir gerçek vardır.. 

20 Haziran 2017 Salı

Bir adamı en son ne zaman bu kadar düşündüğümü, geceleri uykusuz kalacak kadar özlediğimi , yüzü aklımdan çıkmayan , dudaklarının tadı hala ağzımda olan , sanki böylesi bir şeyi daha önce hiç yaşamamışcasına hissettiğim yüzüme çalan ılık rüzgar.

Günlerdir bu duygunun hoşlantı mı aşk mı olduğuna karar veremedim. Bugün anlıyorum ki beni bu kadar dinginleştiren , bu kadar anlayışlı kılan ona hissettiğim aşkmış.

Onun mutlu olması her şeyden önce gelen , yüzü gülse mutlu olduğum o güzel adam..
Belki hiç bir zaman tam anlamıyla birlikte olamasak da aynı duyguları hissettiğim , sonunu düşünmediğim şey..

Seni yaşamak dünyanın en güzel yerinde nefes almak gibi , seni yaşamak denizinin dibinde balıklarla yüzmek gibi , seni hissetmek çiçek açmış kiraz ağacının altında yüzüme değen çiçek kırıntıları gibi ..

Tarifsiz hissettiğim ve hiç bir zaman bana ait olamayacak o adam..
Dün akan gözyaşlarım sana hissettiğim duyguların yoğunluğu ile ilgili...

Dün benden çıkıp gittiğinde içime bir öküz oturdu. Sonra öküzle oturup dertleştik..

'' Nedir benim gibi iri bir öküzü yüreğine oturtacak kadar olan derdin '' dedi öküz..
Bense sadece ağladım , ağladım ve ağladım...

Bir rahatlamış hissettim ancak anestezi gibi geçici ferahtı. Çünkü hala bedenimde ve ruhumda taşıdığım o aşkın ezilmişliği az soğumuş çay gibiydi...

Bana yetmeyen şey senin aşkın değil , senin ta kendin di..