14 Nisan 2015 Salı

BETİMLEYEMEMECE..

Bir kuşun kanadında ki tüy kadar hafiftim bugün , göklerdeydim yine özgürce çırpınışlara göğüs geriyordum. Yüzüm o havanın serinliğiyle dolup taşıyordu. Mesut olmuştum ılık ıhlamur kokusu yüzüme değdikçe . Yeşillenen ağaçlar , filizlenen çiçekler bürünüyordu her yere güneş ilkbaharın müjdecisiydi . Güneş güldükçe aydınlanıyordu etraf ..Isınıyordu asık suratlar..
Ve ben yine yalnızdım bu kuytuda..Yine solmuştu açan çiceğim. Solmuştu çünkü ne güneş görmüştü ne de susuzluğunu giderecek bir büyüme çabası verilmişti..
Zaman denilen şey sana istediğini vermiyorsa , istediğin şeyi zamanı yoktur belki de..bekleme
Sana ait olan şeyi karşına mı çıkartacak yoksa o da senin gibi seni mi arayıp duracaktı..
Anlat bana müstesna..o gülüşünün altında ki kederi.
Akşamları gözyaşlarının yastığına nasıl aktığını..
Gizliden onu nasıl takip ettiğini , kendine bile itiraf edemediğin o özlem duygusunu..
Anlat ki dökülsün içinden sıvalanmış eski boya gibi kirli kalmasın duvarların..

Etrafındakilerden hayıflanıp durma çünkü bu senin seçimin , kaderin olarak görme..
Yeni gemilerden atla denizlere..ama boğulma o maviliklerde..

Bir ağacın gövdesine otur ve toprağın enerjisi hisset ,
Bir deniz kenarına geç eline al bir kadeh şarap ve yahut dinle biraz müzik..
Sende içinde olanı paylaş ağaçla ve denizle...




1 Nisan 2015 Çarşamba

BAŞLIK BULAMADIM ANLATTIKLARIMA..

An gelir ki yazmak gelmez içinden ya da bir şeyler yazmak istersin o an fırsatın olmaz . Aslında söylemek istediğim dile getirmek istediğim çok şey var ki hangisinden başlasam bilemiyorum .
Ülke durumumuz mu , aile durumum mu , iş durumum mu , kendi iç dünya durumum mu karar veremiyorum . Hepsi zamanın içinde kayıp giderken bana kattıkları ve benden aldıklarını kıyaslıyorum sadece...

İnsanı değerler değerler deyip etrafta dolanırken bazen kendimi tepeden insanlara bakarken görüyorum. O an kendimi kınıyorum , egolarımı , hırslarımı fırlatıp tepeden baktığım insanın yanına uzanıyorum . Aslında her zaman değil bu yaptığım. Kendimi güçlü gördüğüm ama güçsüz hissetiğim anlarda kıyaslama ile ilgili bir durum.

Hayatıma dönem dönem farklı insanlar giriyorlar. Bazıları aylar sürerken bazıları günlük olabiliyor. Bu insanların bana kattıkları şey daha fazla insan tanımama iyiyi kötüyü ayırt etmeme sebep oluyor.

Daha önceleri bir şeyi körü körüne istersen şuan yaşanması gerektiği kadar ya da yaşanabileceği ana kadar yaşıyorum. Daha fazlasını istemiyor muyum diye sorarsan evet belki ama artık diretmiyorum.
Bana yazılanı yaşıyorum ya da tercih ediyorum.
Yeni tanıştığım saatler bile olmamış bir insana her şeyimi anlatabiliyorum.Saklamıyorum çünkü o an ona güveniyorum. Kaybedeceğimin aksine kazanacağım şeyleri düşüyorum. Bu da bir beklenti evet ama olabildiğince ..ısrarı yok.

Duygularım alt üst karma karışık değil artık. Çünkü artık hissetiğim tek şey hiç bir şey hissetmediğim..( dersen inan ma :) )
Sade derin şeffaf ve yüzelsel..

Geçenlerde kitaplığımı kurcalarken bir kitap fark ettim . Aret Vartanyan'ın '' İki yırtık Ruh Sen ve Ben '' adlı kitabı önceden okumuştum 18 yaşlarındayken felan..O zaman bana pek birşey katmamış ya da ne anlatılmak istendiğini anlamamışım. Şimdi bana beni anlatan , hissetiklerimi tarif eden bir kitap ki bitirmek istemiyorum. Okurken yaşadıklarımı tasvir ediyor. Mest oluyorum resmen..Senin de okumanı tavsiye ediyorum. Tabi istersen...