20 Haziran 2017 Salı

Bir adamı en son ne zaman bu kadar düşündüğümü, geceleri uykusuz kalacak kadar özlediğimi , yüzü aklımdan çıkmayan , dudaklarının tadı hala ağzımda olan , sanki böylesi bir şeyi daha önce hiç yaşamamışcasına hissettiğim yüzüme çalan ılık rüzgar.

Günlerdir bu duygunun hoşlantı mı aşk mı olduğuna karar veremedim. Bugün anlıyorum ki beni bu kadar dinginleştiren , bu kadar anlayışlı kılan ona hissettiğim aşkmış.

Onun mutlu olması her şeyden önce gelen , yüzü gülse mutlu olduğum o güzel adam..
Belki hiç bir zaman tam anlamıyla birlikte olamasak da aynı duyguları hissettiğim , sonunu düşünmediğim şey..

Seni yaşamak dünyanın en güzel yerinde nefes almak gibi , seni yaşamak denizinin dibinde balıklarla yüzmek gibi , seni hissetmek çiçek açmış kiraz ağacının altında yüzüme değen çiçek kırıntıları gibi ..

Tarifsiz hissettiğim ve hiç bir zaman bana ait olamayacak o adam..
Dün akan gözyaşlarım sana hissettiğim duyguların yoğunluğu ile ilgili...

Dün benden çıkıp gittiğinde içime bir öküz oturdu. Sonra öküzle oturup dertleştik..

'' Nedir benim gibi iri bir öküzü yüreğine oturtacak kadar olan derdin '' dedi öküz..
Bense sadece ağladım , ağladım ve ağladım...

Bir rahatlamış hissettim ancak anestezi gibi geçici ferahtı. Çünkü hala bedenimde ve ruhumda taşıdığım o aşkın ezilmişliği az soğumuş çay gibiydi...

Bana yetmeyen şey senin aşkın değil , senin ta kendin di..

30 Aralık 2016 Cuma

DAĞISTANLISINA..!

Şuan bu satırları gökyüzüne bakarak değil yosuna çalan gözlerinin içine bakarak yazmak isterdim.. Belki o zaman daha anlamlı olurdu bu yazılar.. Kavuşamamazlık değil meşkle dolardı içim..

Cama nefesimi üfleyip adlarımızın baş harflerini yazmakta ki kadar masum sana olan duygular..
Bir bilsen nefesimin ılıklığını , gözlerini kapattığında hissetsen..
Ne yakacak kadar sıcak ne de üşütecek kadar soğuk olduğunu..

İnsan hiç fotoğraflara baktığında bile gözlerinin içi güler mi ! Bir yan da güzel yüzün bir yan da kalbimin satırları ile kaplı ..

Sen beni belki bilmezsin ama böyle havalarda pek bir içli olurum..
Cemal Süreyya okurum mesela '' Yoksuluz , gecelerimiz çok kısa. Dört nala sevişmek lazım '' iç geçirir , hayal kurar yatarım..

Bazı geceler okuduğum kitaplarda ki kahramanlar biz oluruz..
Bazan şarkılarda ki manalar oluruz..
Zeki Müren çalar  bazen 'ELBET BİR GÜN KAVUŞACAĞIZ'





1 Aralık 2016 Perşembe

SIRADAN BİR GÜN GİBİ

Günlerden  güneşli bir sonbahar akşamıydı . Yine her zaman ki gibi işten çıkmış eve gitmek üzere yola koyuldum. Malum en büyük lüksüm işimden evime yürüyerek gitmekti. İstanbul gibi bir yerde büyük nimetti. Yaşamayan anlayamazdı. Neyse hava serin olduğu için artık daha kalın şeyler giyme gereği hissediyordu insan..

Yolda markete , manava , kasaba uğramadan gitmiyordum. Evde beni bekleyen kimsem yoktu. Ailemden uzakta yalnız yaşamak gerçekten çok zordu. Son zamanlarda bir ailenin eksikliğini hissetmeye başlamıştım. Özgürlüğüne düşkün biri olarak bunu hissetmem gerçekten ağır deprosyondu..

En sevdiğim şey ise mahalleye girdiğimde tüm kedilerin başıma üşüşüp kendilerinin sevdirme , sürtünme , miyavlama , mama isteme talepleriydi ..Neyse ki akşam yemeklerimiz hep birlikte geçiyordu.. Önce ben yiyor , kalanları ise onlara indiriyordum..

Her şeyin normal , duygu ve düşüncelerimin en şeffaf olduğu bir dönemdi.
Ne istediğimden çok neyi istemediğimi anlayacak kadar yoğun bir dönem geçirmiştim.
Bir gün bir adama takılıp kalmak , diğer gün umursamadan yaşayabilmenin ne saçma şey olduğunu fark etmem uzunca bir dönemi kaplamıştı.

İnsan yaşamadan da olgunlaşabiliyor tezini sunabilirim size . Merak duygusunu sadece hayallerinin ötesine geçememesinde belki de böylesinin daha güzel oldu gerekçesini de sunabilirim size. Çünkü hayallerimiz bir nevi kurgularımız , arzularımızdır. Her şey sizin istediğiniz gibi olur orada. En ufak nefes alış bile..




Hayat çok gariptir . Her insanın hayatta verdiğini sınavı farklıdır. Kimi sadece kariyer yapmak ister , kimi sadece hayatını ikame ettirecek kadar para kazanmak , kimisi çok zengin olmak için yıllarca çalışır . Kiminin ailesi parçalanmıştır. Kiminin kızı kaçmıştır. Kimisinin bahçesi yıkılmış , çifliğinde ki tavukları telef olmuştur..




Öznelden genele kayan bir dilim , elim olduğundan bazen kaptırıyorum yazacaklarımı. Sürrealist kafamın içinde parçaları yerlerine yerleştirdiğimde ortaya saçma bir görüntü çıkabiliyor. Mesela yazdıklarımın arasında ki tutarsızlık gibi. Bir gün deli gibi acı çekerken bir gün hiç bir şey hissedememek gibi .. Biliyorum siz beni anlıyorsunuz..


28 Kasım 2016 Pazartesi

İç sesimisin gürültüsünden başım ağrımaktaydı. Geceleri uyurken kendi kendimi telkin etmeye çalışıyordum. İnsan hiç kendi kendini sakinleştirmeye çalışır mıydı ?

Bulunduğum hal tasfiri zor , duygusu manasız ama oldukça can sıkıcıydı..

Bu durumdan , ortamdan kaçıp bir süreliğine çok uzun bir mesafe de hiç bilmediğim bir yere tek başıma gitmiştim.Otel odasından çıkmak bile içimden gelmedi..
Çünkü gittiğin yer neresi olursa olsun hep kendi kendineydin..

Gittiğim yer yaşadığım yerden 10 derece daha sıcaktı..Ama içim - 10 derece daha soğuktu..

Sırt çantamla yaşanmış hayatların evlerin duvarlarına dokunarak onlarla birlikte aynı döneme gitmiştim. İşte burada da peşimi bırakmamıştı..!

Bir çocuk ağlıyordu , annesi ise ocağa koyduğu sütün taşmaması için mutfakta bekliyordu.
Çocuk ağlama şiddetini arttırdıkça annesi sinirlenmeye başlamıştı. Dışarıda puslu ancak parçalı güneşli bir hava vardı. Güneşin değdiği yerler sıcak ancak gölgeye geçince üşüyor , ürperiyordu insan..

İşte ben o ürpertinin içinde izliyordum ; hayatı , hayatları...!

Mesela bir adam vardı bu hayatın içinde ; hiç görmediğim , ellerimle yüzüne dokunmadığım , dudaklarının tadına bakmadığım..Sadece sesini duyduğum birde Beşiktaşı çok sevdiğini bildiğim..

Hayatımda işte bu parçasının içinde ki anlam bütünsüzlüğü gibi giriş gelişme ve sonuç vermiyordu..
Yine bir telefon ile gerçeğin içine dönerek hayatıma , para kazanmaya gidiyordum..


9 Ekim 2016 Pazar

ÇÜNKÜ SEVGİSİZDİ İNSANLAR..

Ne zaman birini sevmeye çalışsam ödü kopuyordu. Ne zaman birine dokunsam buz kesiyor , güneş değmiş gibi eriyor su oluyordu. Su ise buhar olup nefeslerimize karışana kadar  hapsolmuş bir yok oluş..

Yapmam gereken kendimi iki damla gözyaşı akıtarak beslemek ve bu satıları yazmak oluyordu.
Ne zaman çaresiz kalsam burada buluyordum kendimi ..
Bir bedenin içinde duvarları olan insanlarda tanımak varmış insanın kaderinde ..

Zor olan şeylerin üstüne giderim ancak benim artık bırak duvarları yıkmayı , üçüncü gözyaşı damlasını akıtacak kadar takatim yoktu..



Her vazgeçişlerim de olduğu gibi yine kaçıyor telefonlara bakmıyor , görüşmüyor , kendi içimde kurarak , besleyerek , büyüterek yaşıyordum..

Verdiğim mücadele sonunda gerçek sahibine ulaşacağından o kadar emin bu satıları yazıyordum.

Hayat insanın garip bir mücadele verdiği bir oyun sahası gibi..
Hiç birimiz çalıştığı işten , yaşadığı aşktan , arkadaşlıktan memnun değil ve mutsuz..
Oysa biraz sevmeye çalışmak yerine o lanet olasıca doyumsuzluk ve en iyisine ulaşabilme nefsine yenik..

Ben neden diğer insanlar  gibi umursamadan yaşayamıyordum ki..
Çünkü ben gerçek insandım , sıradan yaşayıp etrafa insanların korktuğu sevgi tohumlarından dağıtıyor , bir hayvan görsem kafasını okşuyor komşumun poşetlerini taşımasına  yardım ediyor ve bununla mutlu oluyordum..

31 Ağustos 2016 Çarşamba

ANLAMSIZ NEFES ALIŞLAR

Normal  zamanlarda gelip bu saatte yazma isteği bulamazdım kendimde. Son zamanlarda iç sesimin gürültüsünden dış sesimi duyamaz oldum. O kadar çok susmaz oldu ki artık kendi kendime sesli konuşuyorum. Soruyorum mantıklı cevaplar veriyorum ama fiilen davranamıyorum. En çokta burada kızıyorum kendime. Söz geçiremiyorum kendime..

Diyorum ki kızım sen kendi kendine mutlu olan , neşeli , içi dışına sığmayan , güzel gamzeleri olan bir kız çocuğusun. Nedir bu bir insandan bu kadar kolay etkilene bilme yeteneğin ?
Bundan ortalama birkaç ay önce görüştüğüm hiç kimseye karşı bir şey hissedemezken ansızın giren karın ağrısı gibi şey de ne ?

Benim kaderim mi uzak diyarlarda oturan adamlara tutku duymak..
Gözlerinin içine 1 saatten de az bakıp 2 kez sarıldığım bir insana karşı konulmaz düşüncelerim ..

Anda kalıp zamanı durdurmak istesek ?
Ya da anı yaşayıp beklenti içine girmesek ?

Zamanın içine sığınıp olacakmış gibi beklemesek..Ya da olacağı varsa olur deyip olmayacak duaya amin desek...!!


Hepimizin içinde bulunduğu farklı karakterler vardır bende bu konuda hep başarısız oldum ya da kuantum fiziğine inanıp , beni düşünmeyen , aklına bile gelmeyen evren enerjisine inandım ve hiçte ispat edemedim..Benim onu düşündüğüm gibi onunda beni düşündüğü fikrinin altına saklandım..
Hiçte biri için çabalamadım bu yüzden en fazla birkaç satır yazı yazıp söküp attım..

Her yeni bir heyecan da hepsinden farklıymış gibi hissettim her birini , etrafıma dilediğim gibi anlattım , ballandırdım hatta reçel yaptım..ama hepsi şekerlenip çöpe atıldı ya da kaynatılmayı bekleyen cam kavanozda yıllanmaya yattı...

Hiç kimse bana bir şey bana katmadı dersem yalan olur . Evet acının , hüznün ve kavuşamamazlığın dışında yalan olur..Bunlarda güzel bence hala insan olduğunu , hissedebildiği gösterir.

Bu kadar duygusal boşlukta mıyız gerçekten hepimiz ?
Ya da hala gerçekten inanmak isteğim gibi atan kalp ritmi karşılıklı mı ?

Konumun , okulun , kaç üniversite bitirdiğin ya da vasfının mutlu etmediği , hayattan aslında beklediğinin bu olmadığının ne zaman farkına varır insan ?

Sokakta dolaşan kedileri okşayıp metroda karşılaştığım birine günaydın demeden geçen zaman sizce de boşuna değil mi ?
Çalıştığın işte kötü insanları çekmek zorunda mısın ? Sırf iyi kazandığın için..


Dayatılan hayatın içinde bir çiçek gibi değil miyiz ?
Biraz toprağa su  , güneşimiz de 3 öğün aldık mı yaşar gideriz ..
Ya peki sevmeye sevilmeye bu kadar üstünlük göstermeye çalışan egolarımızın kendimizi tükettiğinin havasız kalan toprak gibi verimsizliğe ardından da kurumaya gittiğinin farkında değil miyiz ?
Üzülerek cevap veriyorum ki değiliz....












29 Ağustos 2016 Pazartesi

EVRENNN

Vakti zamanı mutlu mesut yaşarken biran da insanın kendini mutsuz hissetmesi kötü bir şey.
Duygusal boşluk dediğiniz ve genelde tek taraflı hissetiğiniz şeylerin karşılığının olmaması kötü bir durum . Neden bazı konularda aceleci davranıp elimizde olan bu duyguyu tam anlamıyla yaşamadan bir üst boyuta geçmek istiyoruz ? Zamanın ne göstereceğini , akışın içinde hangi boyuta ulaşacağını beklemiyoruz . Yani ben en azından bekleyemiyorum .

İnsan gerçek aşkı bulduğunu nasıl anlar ?
Karşındakinin gözlerinin anlamından emin değilsen ne yapmalısın ?
Gerçekten de sadece sen mi hissediyorsun ?

Duygularla boğuşmaktan , başka insanlara yöneldiğim halde mutsuzluk duygusunu hissetmekten başka bir şey hissetmiyorum. Kendimden emin değilim.

Dün enerjisi çok yüksek bir arkadaşımla bu konuyu konuştuğumuzda zamanda aceleci davranmamı , akışına bırakmamı , çok da umursamamı tavsiye etti. Ben ise başladım bile acıklı şarkılar dinlemeye. Eyy evren ne olurdu bir şeyi de hünharca yaşasam..