30 Aralık 2016 Cuma

DAĞISTANLISINA..!

Şuan bu satırları gökyüzüne bakarak değil yosuna çalan gözlerinin içine bakarak yazmak isterdim.. Belki o zaman daha anlamlı olurdu bu yazılar.. Kavuşamamazlık değil meşkle dolardı içim..

Cama nefesimi üfleyip adlarımızın baş harflerini yazmakta ki kadar masum sana olan duygular..
Bir bilsen nefesimin ılıklığını , gözlerini kapattığında hissetsen..
Ne yakacak kadar sıcak ne de üşütecek kadar soğuk olduğunu..

İnsan hiç fotoğraflara baktığında bile gözlerinin içi güler mi ! Bir yan da güzel yüzün bir yan da kalbimin satırları ile kaplı ..

Sen beni belki bilmezsin ama böyle havalarda pek bir içli olurum..
Cemal Süreyya okurum mesela '' Yoksuluz , gecelerimiz çok kısa. Dört nala sevişmek lazım '' iç geçirir , hayal kurar yatarım..

Bazı geceler okuduğum kitaplarda ki kahramanlar biz oluruz..
Bazan şarkılarda ki manalar oluruz..
Zeki Müren çalar  bazen 'ELBET BİR GÜN KAVUŞACAĞIZ'





1 Aralık 2016 Perşembe

SIRADAN BİR GÜN GİBİ

Günlerden  güneşli bir sonbahar akşamıydı . Yine her zaman ki gibi işten çıkmış eve gitmek üzere yola koyuldum. Malum en büyük lüksüm işimden evime yürüyerek gitmekti. İstanbul gibi bir yerde büyük nimetti. Yaşamayan anlayamazdı. Neyse hava serin olduğu için artık daha kalın şeyler giyme gereği hissediyordu insan..

Yolda markete , manava , kasaba uğramadan gitmiyordum. Evde beni bekleyen kimsem yoktu. Ailemden uzakta yalnız yaşamak gerçekten çok zordu. Son zamanlarda bir ailenin eksikliğini hissetmeye başlamıştım. Özgürlüğüne düşkün biri olarak bunu hissetmem gerçekten ağır deprosyondu..

En sevdiğim şey ise mahalleye girdiğimde tüm kedilerin başıma üşüşüp kendilerinin sevdirme , sürtünme , miyavlama , mama isteme talepleriydi ..Neyse ki akşam yemeklerimiz hep birlikte geçiyordu.. Önce ben yiyor , kalanları ise onlara indiriyordum..

Her şeyin normal , duygu ve düşüncelerimin en şeffaf olduğu bir dönemdi.
Ne istediğimden çok neyi istemediğimi anlayacak kadar yoğun bir dönem geçirmiştim.
Bir gün bir adama takılıp kalmak , diğer gün umursamadan yaşayabilmenin ne saçma şey olduğunu fark etmem uzunca bir dönemi kaplamıştı.

İnsan yaşamadan da olgunlaşabiliyor tezini sunabilirim size . Merak duygusunu sadece hayallerinin ötesine geçememesinde belki de böylesinin daha güzel oldu gerekçesini de sunabilirim size. Çünkü hayallerimiz bir nevi kurgularımız , arzularımızdır. Her şey sizin istediğiniz gibi olur orada. En ufak nefes alış bile..




Hayat çok gariptir . Her insanın hayatta verdiğini sınavı farklıdır. Kimi sadece kariyer yapmak ister , kimi sadece hayatını ikame ettirecek kadar para kazanmak , kimisi çok zengin olmak için yıllarca çalışır . Kiminin ailesi parçalanmıştır. Kiminin kızı kaçmıştır. Kimisinin bahçesi yıkılmış , çifliğinde ki tavukları telef olmuştur..




Öznelden genele kayan bir dilim , elim olduğundan bazen kaptırıyorum yazacaklarımı. Sürrealist kafamın içinde parçaları yerlerine yerleştirdiğimde ortaya saçma bir görüntü çıkabiliyor. Mesela yazdıklarımın arasında ki tutarsızlık gibi. Bir gün deli gibi acı çekerken bir gün hiç bir şey hissedememek gibi .. Biliyorum siz beni anlıyorsunuz..


28 Kasım 2016 Pazartesi

İç sesimisin gürültüsünden başım ağrımaktaydı. Geceleri uyurken kendi kendimi telkin etmeye çalışıyordum. İnsan hiç kendi kendini sakinleştirmeye çalışır mıydı ?

Bulunduğum hal tasfiri zor , duygusu manasız ama oldukça can sıkıcıydı..

Bu durumdan , ortamdan kaçıp bir süreliğine çok uzun bir mesafe de hiç bilmediğim bir yere tek başıma gitmiştim.Otel odasından çıkmak bile içimden gelmedi..
Çünkü gittiğin yer neresi olursa olsun hep kendi kendineydin..

Gittiğim yer yaşadığım yerden 10 derece daha sıcaktı..Ama içim - 10 derece daha soğuktu..

Sırt çantamla yaşanmış hayatların evlerin duvarlarına dokunarak onlarla birlikte aynı döneme gitmiştim. İşte burada da peşimi bırakmamıştı..!

Bir çocuk ağlıyordu , annesi ise ocağa koyduğu sütün taşmaması için mutfakta bekliyordu.
Çocuk ağlama şiddetini arttırdıkça annesi sinirlenmeye başlamıştı. Dışarıda puslu ancak parçalı güneşli bir hava vardı. Güneşin değdiği yerler sıcak ancak gölgeye geçince üşüyor , ürperiyordu insan..

İşte ben o ürpertinin içinde izliyordum ; hayatı , hayatları...!

Mesela bir adam vardı bu hayatın içinde ; hiç görmediğim , ellerimle yüzüne dokunmadığım , dudaklarının tadına bakmadığım..Sadece sesini duyduğum birde Beşiktaşı çok sevdiğini bildiğim..

Hayatımda işte bu parçasının içinde ki anlam bütünsüzlüğü gibi giriş gelişme ve sonuç vermiyordu..
Yine bir telefon ile gerçeğin içine dönerek hayatıma , para kazanmaya gidiyordum..


9 Ekim 2016 Pazar

ÇÜNKÜ SEVGİSİZDİ İNSANLAR..

Ne zaman birini sevmeye çalışsam ödü kopuyordu. Ne zaman birine dokunsam buz kesiyor , güneş değmiş gibi eriyor su oluyordu. Su ise buhar olup nefeslerimize karışana kadar  hapsolmuş bir yok oluş..

Yapmam gereken kendimi iki damla gözyaşı akıtarak beslemek ve bu satıları yazmak oluyordu.
Ne zaman çaresiz kalsam burada buluyordum kendimi ..
Bir bedenin içinde duvarları olan insanlarda tanımak varmış insanın kaderinde ..

Zor olan şeylerin üstüne giderim ancak benim artık bırak duvarları yıkmayı , üçüncü gözyaşı damlasını akıtacak kadar takatim yoktu..



Her vazgeçişlerim de olduğu gibi yine kaçıyor telefonlara bakmıyor , görüşmüyor , kendi içimde kurarak , besleyerek , büyüterek yaşıyordum..

Verdiğim mücadele sonunda gerçek sahibine ulaşacağından o kadar emin bu satıları yazıyordum.

Hayat insanın garip bir mücadele verdiği bir oyun sahası gibi..
Hiç birimiz çalıştığı işten , yaşadığı aşktan , arkadaşlıktan memnun değil ve mutsuz..
Oysa biraz sevmeye çalışmak yerine o lanet olasıca doyumsuzluk ve en iyisine ulaşabilme nefsine yenik..

Ben neden diğer insanlar  gibi umursamadan yaşayamıyordum ki..
Çünkü ben gerçek insandım , sıradan yaşayıp etrafa insanların korktuğu sevgi tohumlarından dağıtıyor , bir hayvan görsem kafasını okşuyor komşumun poşetlerini taşımasına  yardım ediyor ve bununla mutlu oluyordum..

31 Ağustos 2016 Çarşamba

ANLAMSIZ NEFES ALIŞLAR

Normal  zamanlarda gelip bu saatte yazma isteği bulamazdım kendimde. Son zamanlarda iç sesimin gürültüsünden dış sesimi duyamaz oldum. O kadar çok susmaz oldu ki artık kendi kendime sesli konuşuyorum. Soruyorum mantıklı cevaplar veriyorum ama fiilen davranamıyorum. En çokta burada kızıyorum kendime. Söz geçiremiyorum kendime..

Diyorum ki kızım sen kendi kendine mutlu olan , neşeli , içi dışına sığmayan , güzel gamzeleri olan bir kız çocuğusun. Nedir bu bir insandan bu kadar kolay etkilene bilme yeteneğin ?
Bundan ortalama birkaç ay önce görüştüğüm hiç kimseye karşı bir şey hissedemezken ansızın giren karın ağrısı gibi şey de ne ?

Benim kaderim mi uzak diyarlarda oturan adamlara tutku duymak..
Gözlerinin içine 1 saatten de az bakıp 2 kez sarıldığım bir insana karşı konulmaz düşüncelerim ..

Anda kalıp zamanı durdurmak istesek ?
Ya da anı yaşayıp beklenti içine girmesek ?

Zamanın içine sığınıp olacakmış gibi beklemesek..Ya da olacağı varsa olur deyip olmayacak duaya amin desek...!!


Hepimizin içinde bulunduğu farklı karakterler vardır bende bu konuda hep başarısız oldum ya da kuantum fiziğine inanıp , beni düşünmeyen , aklına bile gelmeyen evren enerjisine inandım ve hiçte ispat edemedim..Benim onu düşündüğüm gibi onunda beni düşündüğü fikrinin altına saklandım..
Hiçte biri için çabalamadım bu yüzden en fazla birkaç satır yazı yazıp söküp attım..

Her yeni bir heyecan da hepsinden farklıymış gibi hissettim her birini , etrafıma dilediğim gibi anlattım , ballandırdım hatta reçel yaptım..ama hepsi şekerlenip çöpe atıldı ya da kaynatılmayı bekleyen cam kavanozda yıllanmaya yattı...

Hiç kimse bana bir şey bana katmadı dersem yalan olur . Evet acının , hüznün ve kavuşamamazlığın dışında yalan olur..Bunlarda güzel bence hala insan olduğunu , hissedebildiği gösterir.

Bu kadar duygusal boşlukta mıyız gerçekten hepimiz ?
Ya da hala gerçekten inanmak isteğim gibi atan kalp ritmi karşılıklı mı ?

Konumun , okulun , kaç üniversite bitirdiğin ya da vasfının mutlu etmediği , hayattan aslında beklediğinin bu olmadığının ne zaman farkına varır insan ?

Sokakta dolaşan kedileri okşayıp metroda karşılaştığım birine günaydın demeden geçen zaman sizce de boşuna değil mi ?
Çalıştığın işte kötü insanları çekmek zorunda mısın ? Sırf iyi kazandığın için..


Dayatılan hayatın içinde bir çiçek gibi değil miyiz ?
Biraz toprağa su  , güneşimiz de 3 öğün aldık mı yaşar gideriz ..
Ya peki sevmeye sevilmeye bu kadar üstünlük göstermeye çalışan egolarımızın kendimizi tükettiğinin havasız kalan toprak gibi verimsizliğe ardından da kurumaya gittiğinin farkında değil miyiz ?
Üzülerek cevap veriyorum ki değiliz....












29 Ağustos 2016 Pazartesi

EVRENNN

Vakti zamanı mutlu mesut yaşarken biran da insanın kendini mutsuz hissetmesi kötü bir şey.
Duygusal boşluk dediğiniz ve genelde tek taraflı hissetiğiniz şeylerin karşılığının olmaması kötü bir durum . Neden bazı konularda aceleci davranıp elimizde olan bu duyguyu tam anlamıyla yaşamadan bir üst boyuta geçmek istiyoruz ? Zamanın ne göstereceğini , akışın içinde hangi boyuta ulaşacağını beklemiyoruz . Yani ben en azından bekleyemiyorum .

İnsan gerçek aşkı bulduğunu nasıl anlar ?
Karşındakinin gözlerinin anlamından emin değilsen ne yapmalısın ?
Gerçekten de sadece sen mi hissediyorsun ?

Duygularla boğuşmaktan , başka insanlara yöneldiğim halde mutsuzluk duygusunu hissetmekten başka bir şey hissetmiyorum. Kendimden emin değilim.

Dün enerjisi çok yüksek bir arkadaşımla bu konuyu konuştuğumuzda zamanda aceleci davranmamı , akışına bırakmamı , çok da umursamamı tavsiye etti. Ben ise başladım bile acıklı şarkılar dinlemeye. Eyy evren ne olurdu bir şeyi de hünharca yaşasam..

14 Haziran 2016 Salı

ÖZLEMİŞ İSE KELİMELER

Günlerden salı akşamıydı hava ise yapraklarını sarartmış olan eylül gibi.. Hafif yağmur yağıyor arada öfkeli bir çocuk gibi hızlıca akıyordu..Taneler panjura değdikçe daha da hiddetleniyordu..
Bana hissettirdiği korku heyecan içinde boğuluyor arada çıkıp havayı soluyordum.. İçim titriyordu sanki .. Kafesine kısılmış aslan gibiydim.. Korkusuzdum ama hapsolmuştum o eziklikte..
Kendi içimde benliğimi ararken ehlileşiyordum sensizlikte..

Akıyordu kelimeler ellerimden kulaklarımda Sezen Aksu tınısıyla..Yanı başımda ise mum yanıyor gittikçe eriyordu...Yazdıkça . kahvemden yudum aldıkça özgürleştiğimi hissediyordum..

Sahi kaç ay olmuştu konuşmayalı yazmayalı.. Hissetiklerimizi bir çırpıda söyleyebilme cesaretini yitireli ne kadar olmuştu..

En son ne zaman bir kadına dokunduğunda kalbin titredi.. Gözlerini kapatıp dudaklarıyla bütünleştin.. Alışkanlıklarından kurtulup gerçek his ne ? Ne zaman tattın ?
Hiç..

Bunu boşverelim aslında önemli olan benim ne hissettiğim değil mi ?
Herkes aşkta kendinden sorumludur..
Önemli olan benim sana deli gibi tutkum..özlemim sana kaybolmuşluğum..ulaşılamamışlığım..
Yokluğunda kendimi kaybetmişliğim..Hayallerimde kavuşmuşluğum..ne varsa..
Evren de seni bana hatırlatan ağaçların rüzgarda dans edişi ..Çiçeklerin güneşe gülümseyişi..
Sabahları radyoda çıkan en sevdiğim şarkım..
Bunların hepsi sensin..Sen ve Ben seni çok özledim...

23 Mayıs 2016 Pazartesi

BENİM DÜNYAM

Benim dünyamda çıplak ayakla kırlarda dolaşmak var iken her sabah robot gibi işe giden biri var .
Benim dünyamda huzur ararken , boştuk da kaybolmuş , duyguları kafeslenmiş bir lilith var .
Her sabah yumurtasını 1 dk 50 saniye haşlayarak güne başlamak var iken , gözleri çapaklı yola çıkan biri var. Her gün aynı telaş her gün aynı bir günün tekrarını yaşayan biri var.

İçimde ki sevginin kaynağını aramaya çalışmalıyım. Bu kadar düz yaşarken insan neden bu kadar mutlu olabiliyor. Sorguluyorum hepinizi ; içinizde küçük bir kedi yavrusuna duyduğunuz sevginin neden olduğu şey ne ?
Ya da dalından taze koparttığınız iki salkımlı kirazın verdiği lezzetin sonsuzluğu..

Bu kainatı bu kadar mükemmel kılan ve içinde aslınsa gözlerinizi açıp kapayana kadar kelebek gibi ömrümüz olduğunu fark etmeden yaşayan tutkumuz.

Her gece dans etmekten bıkmayan , dilediği yere giden , gezen , çılgınlıklarından vazgeçmeyen biri olarak devam edeceğime temenni etmek istiyorum .
Delice hoşlanıp , gerektiğinde tartışıp , bağırıp , çağırıp , yıkıp , yakıp etrafı dağıtmak isteyen biri..

En çok da denemekten uslanmayan .. Bu da mı olmamış deyip bir sonra ki küsen ve kendini yorulmuş hisseden biri olmaktan vazgeçmeli insan..

En sevdiğimiz şey ise gülümsemek olmalı.. her soluk alışımıza inat ..
Bütün hapsolmuşluğa , kaybetmişliğine inat yaşamalı...

Adrenalin salgılamalı mesela gecenin bir yarısı çıkıp kendini deniz kokusunu çekerken bulmalı . Belli mi olur aradığın balık seni kıyısında kimsesizliğiyle beklerken buluverirsin.

En çokta dalga geçmeli hayatla her şeyi öyle ciddiye almamalı..

Bir kadeh beyaz şarapta şuh kahkaha atmalı..



Keyifçi olmalı arkadan çalan Zeki Müren şarkılarını yaşamalı , ezine peynirinden aldığı hazzı ağzına yaymalı..

En çokta sevdiği kadından ya da adamdan bahsetmeli..gülüşünü , öpüşünü , nefes kesişini..
 Nefesini anlatırken hissedebilmeli sanki yanındaymış gibi...Ruh bilimci olmalı , belki de şizofren gibi davranmalı..

Anlamlı kılan arkadaşlıklar edinmeli başına bir şey gelse gecenin kaçında yola koyulmalı , köprüler aşmalı..trafikler alt edip yanına ulaşmalı..
En çokta kendine verdiği kadar değer vermeli..ama bencil olmaktan da vazgeçmemeli..
















16 Mayıs 2016 Pazartesi

SEVGİ NEYDİ :)

Bir sonra ki yazımı sevipte kavuşamayanlar , özleyipte arayamayanlara birde takip eden değerli sayın blogger arkadaşlarıma ithaf etmiştim. Şu kısa süre içerisinde aslında oturup da anlatacağım pek mühim bir şey olmadı . En son aşk acımı , pardon aşık olacağımı sandığım hoşlantı duygusunu da üzerimden attığıma göre kendimi yeni şeylere hazırlayabilirim. Yeni vakalar yeni sosyal mesajlar verebilirim. Bu hafta sonu oldukça yoğundu. Henüz hiç bilmediğim blogger yazar topluluğu ile çocuk esirgeme kurumunu ziyaret ettik. Aslında esirgeme kurumu benim evimin dibinde olmasına rağmen hiç gidebilme teşvikinde bulunamadım. Gittiğimde çok mutlu ve sevgi doluydum .

Öncelikle içeride ki atmosferden bahsetmek istiyorum ; tüm şartlar ve ortam oldukça hoşuma gitti. Gittiğimiz kurumda erkek çocukları vardı ve çoğu da başka geziye gittiği için hepsiyle zaman geçirme imkanı bulamadık. 4 bloklu site gibi dairelerde ortalama 9-10 çocuk kalıyor . Toplamda 80 tane çocuk kaldığını öğrendik. Herkes ayrı bir dairede kahvaltı yaptı . Ve sağolsunlar değerli blogger arkadaşlar birçok yerden güzel hediyeler getirip ikramda bulundular. Bende çok sonradan haberim olduğu için küçük bir şeyler alabildim. Olsundu buda güzeldi  :)

Bizim kahvaltı yaptığımız daire de 3 çocuk vardı hatta birisi ile facebooktan bile arkadaş olduk. Buraya yakın oturduğumu söyleyince daha önce niye gelmedin diye bana laf soktu :) Haklıydı ablası hayırsızdı. :) Yanımda oturan bebe ise bildiğin tam yaramaz , hiperaktif ve çok ama çok tatlı bir çocuktu. Yerinde duramıyor , müzik açıp dans ediyor , hoplayıp zıplıyordu. Kahvaltısına yemesine yardım ettim :) Diğeri ise biraz daha büyük ergenlik dönemine girmek üzere biraz çekingendi .
Biraz daha vakit geçirdikten sonra hepsini ziyaret etmek için teker teker dolaştık .

 Genel olarak erkek çocukları kız çocuklarına göre daha yaramaz ve daha soğukkanlı davranıyorlardı. Ancak bundan çıkarttığım bir durum daha vardı. Ne kadar tüm imkanlar verilirse verilsin Anne ve Baba sevgisinin eksikliğini , bu ezilmişliğini hiç bir şey veremezdi. Eksik olan şey sevgi , sadakat ve şefkatti. Belki de çocuk esirgeme kurumlarında kalıp da , annesiz ve babasız hayata tutunmak onları daha sert bir insan yapabiliyordu .

Allah'a binlerce şükür ki Annem ve Babam varlar. Onların varlığı yaşam gücü , kaybolmuşluğun çıkar yolu , tüm kötü şeylere inat varlıkları . Bu duygum büyüdükçe daha çok depreşmeye başladı. Daha düşkün oldum onlara , olmaya da onlarla zaman geçirmeye daha çok dikkat ediyorum .

Ailemin yaşadığı yer küçük sahil kasabasına benzer bir yer olduğu için oraya her gitmem bana ufak bir tatil gibi geliyor. Bildiğin huzur akıyor . Bu duygum depreşmişken oradan çıktıktan sonra yol aldım onları ziyaret etmeye. Bunlar ne kadar güzel şeyler . Her zaman gidemesem de ayda 1 gidip onları ziyaret edeceğim.


Size de tavsiye ederim. Bir kalbiniz var ise içi sevgiyle doluyor. Eğer sevgi zaten var ise fazlalığı etrafınızda ki insanlara saçılıyor. Sevgiyle dolup taşın :)




27 Nisan 2016 Çarşamba

KAYBEDİLMİŞ ZAMANI TOPARLAYABİLMEK..

Birde açıp baktım ki 2016 yılında hiç yazı yazmamış kendi halinde boş vakitler harcamışım. Ne güzeldi Yasemin'imle çalışma arkadaşımın teşviki ile güzel şeyler biriktirmem. Hayat denen kaostan , vakit bulamamaktan yakınan bizler aslında bize sunulan yerden yaşamaya devam ediyoruz .
Kendimi bulmak için kaybetmem gerektiğini , özlediğimi anlamam için dokunmam gerektiğini unutturan her şeyden elimi , eteğimi çekmem gerektiğinin farkında olup utanarak bu satırları yazıyorum. Ben ki zatı muhterem okumaya ve yazmaya aç , susuzumdur .

Bu geçen vakitlerde yaş ilerledikçe , olgunluk ve tecrübe terimini yaşayarak ve çok değil yakın geçmişe bakarak bazen çok uçuk ama mutlu yaşadığımı gözlemleyebiliyorum. Size verilen sorumlulukların altında ezilip , dayatılan bir takım şeyleri sineye çekerek devam ediyorsunuz çünkü .

Devrik cümleler kurup , devrik yaşamayı seviyorum. Ağladığımda insan olduğumu bir kalbim olduğunu bu klasik sözlerle telaffuz ediyorum. Hayatımıza aldığımız uzun süre var olan arkadaşlığımız yavaş yavaş tükenip bir yenisi eklenirken , annemin terimi ile ayran gönüllü yüreğim yine bulduğunu sandığı prensi için kıyımlar , yıkımlar harcayarak arayış içinde olmadan , karşısına çıkan ve anı yaşaması için her uygun fırsatı değerlendiren ve hiç yılmadan bir sonrakine başlamaya meyilli olan ve en fazla 4 hafta hayatta kalabilen tuhaf anlardan ibaret ..

Bir önce ki yazımda nasıl bu kadar hemen derinden hissedebilen acı çekmeye meyilli olduğumu okudukça ulan ne alaka aşık bile değilim dediğim zaman kendime şaşıp kalıyorum.
Sizde olayları kafanızda kurup , yaşayıp giriş gelişme sonuç yaratıyor musunuz ?
Yoksa bana özgü mü ?

Bazen gözlerimle göremediğim ama aslında bana yakın olan , olmasından korktuğum gerçek duygunun çok uzaklarda olmadığını biliyorum.

25 Mart 2016 Cuma

CAN'A VEDA..!

Tek istediği huzurlu bir kollarda uyumak olan , değer verdiği her şey birden bire yok olan bu da mı olmadı diye kaç kez daha söylenir bir insan. Nedir bunun sınırı ya da var mı bir formülü ?
Bir kalp kaç kişiye atar , kaç bedenlerle birlikte olur.. Aklı farklı duyguları ayrı mı olur ?
Kafa karışıklığı mı , korkaklığımı yoksa geçmişin izlerini taşıyan çatlak bardak gibi mi , altı delinmiş sızdıran ve yavaş yavaş batan gemi gibi mi ?

Ezbere oynan bir oyun gibi  , her seferinde aynı yerde ayağı takılarak düşen çocuk gibi mi..
Şiirlerde eksik kalan dizeler , anlamı olmayan kelimeler gibi mi..
Kendini Yıldız Tilbe gibi çilekeş hisseden ben mi ?

Nedir bütün anlamların kifayetsiz kalmışlığı ?
Aranılan şeyin bu kadar mı zor bu kadar karmaşık bu kadar acıtmış olabilmesi ..

Seni korkutan bağlanmak mı ?
Yoksa bağlanılmak mı ?
Sahi hangisi zor !

Bir kişiyi üzmemek için herkesi üzebilecek potansiyelin sahibesi olabilmekte zor iş olsa gerek..
Bir kadın duygusal beklentisini karşılayamadığı erkeğe karşı saldırganlaşır..
Etrafında ateş püskürten insanlar oldukça her açıdan zarar vermeye başlar.

Ben acıdan değil , aşktan yanmak isterim..
Bunun için ise fedakarlık etmek gerekir , başkasının kollarına itmek değil..

Ben yine itilmişliğimin ardından sevgiyle kucak açıp , köşeme , kitaplarıma ve kırılmış olan kalbimi iyileştirmek için hissizliğime çekiliyorum..

Sen batan geminin kaptanı , bana bir kere bile olsa güzel hissettiren insan iyileştiğinde umarım burada olurum..!!!