Vakti zamanı mutlu mesut yaşarken biran da insanın kendini mutsuz hissetmesi kötü bir şey.
Duygusal boşluk dediğiniz ve genelde tek taraflı hissetiğiniz şeylerin karşılığının olmaması kötü bir durum . Neden bazı konularda aceleci davranıp elimizde olan bu duyguyu tam anlamıyla yaşamadan bir üst boyuta geçmek istiyoruz ? Zamanın ne göstereceğini , akışın içinde hangi boyuta ulaşacağını beklemiyoruz . Yani ben en azından bekleyemiyorum .
İnsan gerçek aşkı bulduğunu nasıl anlar ?
Karşındakinin gözlerinin anlamından emin değilsen ne yapmalısın ?
Gerçekten de sadece sen mi hissediyorsun ?
Duygularla boğuşmaktan , başka insanlara yöneldiğim halde mutsuzluk duygusunu hissetmekten başka bir şey hissetmiyorum. Kendimden emin değilim.
Dün enerjisi çok yüksek bir arkadaşımla bu konuyu konuştuğumuzda zamanda aceleci davranmamı , akışına bırakmamı , çok da umursamamı tavsiye etti. Ben ise başladım bile acıklı şarkılar dinlemeye. Eyy evren ne olurdu bir şeyi de hünharca yaşasam..
29 Ağustos 2016 Pazartesi
14 Haziran 2016 Salı
ÖZLEMİŞ İSE KELİMELER
Günlerden salı akşamıydı hava ise yapraklarını sarartmış olan eylül gibi.. Hafif yağmur yağıyor arada öfkeli bir çocuk gibi hızlıca akıyordu..Taneler panjura değdikçe daha da hiddetleniyordu..
Bana hissettirdiği korku heyecan içinde boğuluyor arada çıkıp havayı soluyordum.. İçim titriyordu sanki .. Kafesine kısılmış aslan gibiydim.. Korkusuzdum ama hapsolmuştum o eziklikte..
Kendi içimde benliğimi ararken ehlileşiyordum sensizlikte..
Akıyordu kelimeler ellerimden kulaklarımda Sezen Aksu tınısıyla..Yanı başımda ise mum yanıyor gittikçe eriyordu...Yazdıkça . kahvemden yudum aldıkça özgürleştiğimi hissediyordum..
Sahi kaç ay olmuştu konuşmayalı yazmayalı.. Hissetiklerimizi bir çırpıda söyleyebilme cesaretini yitireli ne kadar olmuştu..
En son ne zaman bir adama dokunduğunda kalbin titredi.. Gözlerini kapatıp dudaklarıyla bütünleştin.. Alışkanlıklarından kurtulup gerçek his ne ? Ne zaman tattın ?
Hiç..
Bunu boşverelim aslında önemli olan benim ne hissettiğim değil mi ?
Herkes aşkta kendinden sorumludur..
Önemli olan benim sana deli gibi tutkum..özlemim sana kaybolmuşluğum..ulaşılamamışlığım..
Yokluğunda kendimi kaybetmişliğim..Hayallerimde kavuşmuşluğum..ne varsa..
Evren de seni bana hatırlatan ağaçların rüzgarda dans edişi ..Çiçeklerin güneşe gülümseyişi..
Sabahları radyoda çıkan en sevdiğim şarkım..
Bunların hepsi sensin..Sen ve Ben seni çok özledim...
Bana hissettirdiği korku heyecan içinde boğuluyor arada çıkıp havayı soluyordum.. İçim titriyordu sanki .. Kafesine kısılmış aslan gibiydim.. Korkusuzdum ama hapsolmuştum o eziklikte..
Kendi içimde benliğimi ararken ehlileşiyordum sensizlikte..
Akıyordu kelimeler ellerimden kulaklarımda Sezen Aksu tınısıyla..Yanı başımda ise mum yanıyor gittikçe eriyordu...Yazdıkça . kahvemden yudum aldıkça özgürleştiğimi hissediyordum..
Sahi kaç ay olmuştu konuşmayalı yazmayalı.. Hissetiklerimizi bir çırpıda söyleyebilme cesaretini yitireli ne kadar olmuştu..
En son ne zaman bir adama dokunduğunda kalbin titredi.. Gözlerini kapatıp dudaklarıyla bütünleştin.. Alışkanlıklarından kurtulup gerçek his ne ? Ne zaman tattın ?
Hiç..
Bunu boşverelim aslında önemli olan benim ne hissettiğim değil mi ?
Herkes aşkta kendinden sorumludur..
Önemli olan benim sana deli gibi tutkum..özlemim sana kaybolmuşluğum..ulaşılamamışlığım..
Yokluğunda kendimi kaybetmişliğim..Hayallerimde kavuşmuşluğum..ne varsa..
Evren de seni bana hatırlatan ağaçların rüzgarda dans edişi ..Çiçeklerin güneşe gülümseyişi..
Sabahları radyoda çıkan en sevdiğim şarkım..
Bunların hepsi sensin..Sen ve Ben seni çok özledim...
23 Mayıs 2016 Pazartesi
BENİM DÜNYAM
Benim dünyamda çıplak ayakla kırlarda dolaşmak var iken her sabah robot gibi işe giden biri var .
Benim dünyamda huzur ararken , boştuk da kaybolmuş , duyguları kafeslenmiş bir lilith var .
Her sabah yumurtasını 1 dk 50 saniye haşlayarak güne başlamak var iken , gözleri çapaklı yola çıkan biri var. Her gün aynı telaş her gün aynı bir günün tekrarını yaşayan biri var.
İçimde ki sevginin kaynağını aramaya çalışmalıyım. Bu kadar düz yaşarken insan neden bu kadar mutlu olabiliyor. Sorguluyorum hepinizi ; içinizde küçük bir kedi yavrusuna duyduğunuz sevginin neden olduğu şey ne ?
Ya da dalından taze koparttığınız iki salkımlı kirazın verdiği lezzetin sonsuzluğu..
Bu kainatı bu kadar mükemmel kılan ve içinde aslınsa gözlerinizi açıp kapayana kadar kelebek gibi ömrümüz olduğunu fark etmeden yaşayan tutkumuz.
Her gece dans etmekten bıkmayan , dilediği yere giden , gezen , çılgınlıklarından vazgeçmeyen biri olarak devam edeceğime temenni etmek istiyorum .
Delice hoşlanıp , gerektiğinde tartışıp , bağırıp , çağırıp , yıkıp , yakıp etrafı dağıtmak isteyen biri..
En çok da denemekten uslanmayan .. Bu da mı olmamış deyip bir sonra ki küsen ve kendini yorulmuş hisseden biri olmaktan vazgeçmeli insan..
En sevdiğimiz şey ise gülümsemek olmalı.. her soluk alışımıza inat ..
Bütün hapsolmuşluğa , kaybetmişliğine inat yaşamalı...
Adrenalin salgılamalı mesela gecenin bir yarısı çıkıp kendini deniz kokusunu çekerken bulmalı . Belli mi olur aradığın balık seni kıyısında kimsesizliğiyle beklerken buluverirsin.
En çokta dalga geçmeli hayatla her şeyi öyle ciddiye almamalı..
Bir kadeh beyaz şarapta şuh kahkaha atmalı..
Keyifçi olmalı arkadan çalan Zeki Müren şarkılarını yaşamalı , ezine peynirinden aldığı hazzı ağzına yaymalı..
En çokta sevdiği kadından ya da adamdan bahsetmeli..gülüşünü , öpüşünü , nefes kesişini..
Nefesini anlatırken hissedebilmeli sanki yanındaymış gibi...Ruh bilimci olmalı , belki de şizofren gibi davranmalı..
Anlamlı kılan arkadaşlıklar edinmeli başına bir şey gelse gecenin kaçında yola koyulmalı , köprüler aşmalı..trafikler alt edip yanına ulaşmalı..
En çokta kendine verdiği kadar değer vermeli..ama bencil olmaktan da vazgeçmemeli..
Benim dünyamda huzur ararken , boştuk da kaybolmuş , duyguları kafeslenmiş bir lilith var .
Her sabah yumurtasını 1 dk 50 saniye haşlayarak güne başlamak var iken , gözleri çapaklı yola çıkan biri var. Her gün aynı telaş her gün aynı bir günün tekrarını yaşayan biri var.
İçimde ki sevginin kaynağını aramaya çalışmalıyım. Bu kadar düz yaşarken insan neden bu kadar mutlu olabiliyor. Sorguluyorum hepinizi ; içinizde küçük bir kedi yavrusuna duyduğunuz sevginin neden olduğu şey ne ?
Ya da dalından taze koparttığınız iki salkımlı kirazın verdiği lezzetin sonsuzluğu..
Bu kainatı bu kadar mükemmel kılan ve içinde aslınsa gözlerinizi açıp kapayana kadar kelebek gibi ömrümüz olduğunu fark etmeden yaşayan tutkumuz.
Her gece dans etmekten bıkmayan , dilediği yere giden , gezen , çılgınlıklarından vazgeçmeyen biri olarak devam edeceğime temenni etmek istiyorum .
Delice hoşlanıp , gerektiğinde tartışıp , bağırıp , çağırıp , yıkıp , yakıp etrafı dağıtmak isteyen biri..
En çok da denemekten uslanmayan .. Bu da mı olmamış deyip bir sonra ki küsen ve kendini yorulmuş hisseden biri olmaktan vazgeçmeli insan..
En sevdiğimiz şey ise gülümsemek olmalı.. her soluk alışımıza inat ..
Bütün hapsolmuşluğa , kaybetmişliğine inat yaşamalı...
Adrenalin salgılamalı mesela gecenin bir yarısı çıkıp kendini deniz kokusunu çekerken bulmalı . Belli mi olur aradığın balık seni kıyısında kimsesizliğiyle beklerken buluverirsin.
En çokta dalga geçmeli hayatla her şeyi öyle ciddiye almamalı..
Bir kadeh beyaz şarapta şuh kahkaha atmalı..Keyifçi olmalı arkadan çalan Zeki Müren şarkılarını yaşamalı , ezine peynirinden aldığı hazzı ağzına yaymalı..
En çokta sevdiği kadından ya da adamdan bahsetmeli..gülüşünü , öpüşünü , nefes kesişini..
Nefesini anlatırken hissedebilmeli sanki yanındaymış gibi...Ruh bilimci olmalı , belki de şizofren gibi davranmalı..
Anlamlı kılan arkadaşlıklar edinmeli başına bir şey gelse gecenin kaçında yola koyulmalı , köprüler aşmalı..trafikler alt edip yanına ulaşmalı..
En çokta kendine verdiği kadar değer vermeli..ama bencil olmaktan da vazgeçmemeli..
16 Mayıs 2016 Pazartesi
SEVGİ NEYDİ :)
Bir sonra ki yazımı sevipte kavuşamayanlar , özleyipte arayamayanlara birde takip eden değerli sayın blogger arkadaşlarıma ithaf etmiştim. Şu kısa süre içerisinde aslında oturup da anlatacağım pek mühim bir şey olmadı . En son aşk acımı , pardon aşık olacağımı sandığım hoşlantı duygusunu da üzerimden attığıma göre kendimi yeni şeylere hazırlayabilirim. Yeni vakalar yeni sosyal mesajlar verebilirim. Bu hafta sonu oldukça yoğundu. Henüz hiç bilmediğim blogger yazar topluluğu ile çocuk esirgeme kurumunu ziyaret ettik. Aslında esirgeme kurumu benim evimin dibinde olmasına rağmen hiç gidebilme teşvikinde bulunamadım. Gittiğimde çok mutlu ve sevgi doluydum .
Öncelikle içeride ki atmosferden bahsetmek istiyorum ; tüm şartlar ve ortam oldukça hoşuma gitti. Gittiğimiz kurumda erkek çocukları vardı ve çoğu da başka geziye gittiği için hepsiyle zaman geçirme imkanı bulamadık. 4 bloklu site gibi dairelerde ortalama 9-10 çocuk kalıyor . Toplamda 80 tane çocuk kaldığını öğrendik. Herkes ayrı bir dairede kahvaltı yaptı . Ve sağolsunlar değerli blogger arkadaşlar birçok yerden güzel hediyeler getirip ikramda bulundular. Bende çok sonradan haberim olduğu için küçük bir şeyler alabildim. Olsundu buda güzeldi :)
Bizim kahvaltı yaptığımız daire de 3 çocuk vardı hatta birisi ile facebooktan bile arkadaş olduk. Buraya yakın oturduğumu söyleyince daha önce niye gelmedin diye bana laf soktu :) Haklıydı ablası hayırsızdı. :) Yanımda oturan bebe ise bildiğin tam yaramaz , hiperaktif ve çok ama çok tatlı bir çocuktu. Yerinde duramıyor , müzik açıp dans ediyor , hoplayıp zıplıyordu. Kahvaltısına yemesine yardım ettim :) Diğeri ise biraz daha büyük ergenlik dönemine girmek üzere biraz çekingendi .
Biraz daha vakit geçirdikten sonra hepsini ziyaret etmek için teker teker dolaştık .
Genel olarak erkek çocukları kız çocuklarına göre daha yaramaz ve daha soğukkanlı davranıyorlardı. Ancak bundan çıkarttığım bir durum daha vardı. Ne kadar tüm imkanlar verilirse verilsin Anne ve Baba sevgisinin eksikliğini , bu ezilmişliğini hiç bir şey veremezdi. Eksik olan şey sevgi , sadakat ve şefkatti. Belki de çocuk esirgeme kurumlarında kalıp da , annesiz ve babasız hayata tutunmak onları daha sert bir insan yapabiliyordu .
Allah'a binlerce şükür ki Annem ve Babam varlar. Onların varlığı yaşam gücü , kaybolmuşluğun çıkar yolu , tüm kötü şeylere inat varlıkları . Bu duygum büyüdükçe daha çok depreşmeye başladı. Daha düşkün oldum onlara , olmaya da onlarla zaman geçirmeye daha çok dikkat ediyorum .
Ailemin yaşadığı yer küçük sahil kasabasına benzer bir yer olduğu için oraya her gitmem bana ufak bir tatil gibi geliyor. Bildiğin huzur akıyor . Bu duygum depreşmişken oradan çıktıktan sonra yol aldım onları ziyaret etmeye. Bunlar ne kadar güzel şeyler . Her zaman gidemesem de ayda 1 gidip onları ziyaret edeceğim.

Size de tavsiye ederim. Bir kalbiniz var ise içi sevgiyle doluyor. Eğer sevgi zaten var ise fazlalığı etrafınızda ki insanlara saçılıyor. Sevgiyle dolup taşın :)
Öncelikle içeride ki atmosferden bahsetmek istiyorum ; tüm şartlar ve ortam oldukça hoşuma gitti. Gittiğimiz kurumda erkek çocukları vardı ve çoğu da başka geziye gittiği için hepsiyle zaman geçirme imkanı bulamadık. 4 bloklu site gibi dairelerde ortalama 9-10 çocuk kalıyor . Toplamda 80 tane çocuk kaldığını öğrendik. Herkes ayrı bir dairede kahvaltı yaptı . Ve sağolsunlar değerli blogger arkadaşlar birçok yerden güzel hediyeler getirip ikramda bulundular. Bende çok sonradan haberim olduğu için küçük bir şeyler alabildim. Olsundu buda güzeldi :)Bizim kahvaltı yaptığımız daire de 3 çocuk vardı hatta birisi ile facebooktan bile arkadaş olduk. Buraya yakın oturduğumu söyleyince daha önce niye gelmedin diye bana laf soktu :) Haklıydı ablası hayırsızdı. :) Yanımda oturan bebe ise bildiğin tam yaramaz , hiperaktif ve çok ama çok tatlı bir çocuktu. Yerinde duramıyor , müzik açıp dans ediyor , hoplayıp zıplıyordu. Kahvaltısına yemesine yardım ettim :) Diğeri ise biraz daha büyük ergenlik dönemine girmek üzere biraz çekingendi .
Biraz daha vakit geçirdikten sonra hepsini ziyaret etmek için teker teker dolaştık .
Genel olarak erkek çocukları kız çocuklarına göre daha yaramaz ve daha soğukkanlı davranıyorlardı. Ancak bundan çıkarttığım bir durum daha vardı. Ne kadar tüm imkanlar verilirse verilsin Anne ve Baba sevgisinin eksikliğini , bu ezilmişliğini hiç bir şey veremezdi. Eksik olan şey sevgi , sadakat ve şefkatti. Belki de çocuk esirgeme kurumlarında kalıp da , annesiz ve babasız hayata tutunmak onları daha sert bir insan yapabiliyordu .
Allah'a binlerce şükür ki Annem ve Babam varlar. Onların varlığı yaşam gücü , kaybolmuşluğun çıkar yolu , tüm kötü şeylere inat varlıkları . Bu duygum büyüdükçe daha çok depreşmeye başladı. Daha düşkün oldum onlara , olmaya da onlarla zaman geçirmeye daha çok dikkat ediyorum .
Ailemin yaşadığı yer küçük sahil kasabasına benzer bir yer olduğu için oraya her gitmem bana ufak bir tatil gibi geliyor. Bildiğin huzur akıyor . Bu duygum depreşmişken oradan çıktıktan sonra yol aldım onları ziyaret etmeye. Bunlar ne kadar güzel şeyler . Her zaman gidemesem de ayda 1 gidip onları ziyaret edeceğim.

Size de tavsiye ederim. Bir kalbiniz var ise içi sevgiyle doluyor. Eğer sevgi zaten var ise fazlalığı etrafınızda ki insanlara saçılıyor. Sevgiyle dolup taşın :)
27 Nisan 2016 Çarşamba
KAYBEDİLMİŞ ZAMANI TOPARLAYABİLMEK..
Birde açıp baktım ki 2016 yılında hiç yazı yazmamış kendi halinde boş vakitler harcamışım. Ne güzeldi Yasemin'imle çalışma arkadaşımın teşviki ile güzel şeyler biriktirmem. Hayat denen kaostan , vakit bulamamaktan yakınan bizler aslında bize sunulan yerden yaşamaya devam ediyoruz .
Kendimi bulmak için kaybetmem gerektiğini , özlediğimi anlamam için dokunmam gerektiğini unutturan her şeyden elimi , eteğimi çekmem gerektiğinin farkında olup utanarak bu satırları yazıyorum. Ben ki zatı muhterem okumaya ve yazmaya aç , susuzumdur .
Bu geçen vakitlerde yaş ilerledikçe , olgunluk ve tecrübe terimini yaşayarak ve çok değil yakın geçmişe bakarak bazen çok uçuk ama mutlu yaşadığımı gözlemleyebiliyorum. Size verilen sorumlulukların altında ezilip , dayatılan bir takım şeyleri sineye çekerek devam ediyorsunuz çünkü .
Devrik cümleler kurup , devrik yaşamayı seviyorum. Ağladığımda insan olduğumu bir kalbim olduğunu bu klasik sözlerle telaffuz ediyorum. Hayatımıza aldığımız uzun süre var olan arkadaşlığımız yavaş yavaş tükenip bir yenisi eklenirken , annemin terimi ile ayran gönüllü yüreğim yine bulduğunu sandığı prensi için kıyımlar , yıkımlar harcayarak arayış içinde olmadan , karşısına çıkan ve anı yaşaması için her uygun fırsatı değerlendiren ve hiç yılmadan bir sonrakine başlamaya meyilli olan ve en fazla 4 hafta hayatta kalabilen tuhaf anlardan ibaret ..
Bir önce ki yazımda nasıl bu kadar hemen derinden hissedebilen acı çekmeye meyilli olduğumu okudukça ulan ne alaka aşık bile değilim dediğim zaman kendime şaşıp kalıyorum.
Sizde olayları kafanızda kurup , yaşayıp giriş gelişme sonuç yaratıyor musunuz ?
Yoksa bana özgü mü ?
Bazen gözlerimle göremediğim ama aslında bana yakın olan , olmasından korktuğum gerçek duygunun çok uzaklarda olmadığını biliyorum.
Kendimi bulmak için kaybetmem gerektiğini , özlediğimi anlamam için dokunmam gerektiğini unutturan her şeyden elimi , eteğimi çekmem gerektiğinin farkında olup utanarak bu satırları yazıyorum. Ben ki zatı muhterem okumaya ve yazmaya aç , susuzumdur .
Bu geçen vakitlerde yaş ilerledikçe , olgunluk ve tecrübe terimini yaşayarak ve çok değil yakın geçmişe bakarak bazen çok uçuk ama mutlu yaşadığımı gözlemleyebiliyorum. Size verilen sorumlulukların altında ezilip , dayatılan bir takım şeyleri sineye çekerek devam ediyorsunuz çünkü .
Devrik cümleler kurup , devrik yaşamayı seviyorum. Ağladığımda insan olduğumu bir kalbim olduğunu bu klasik sözlerle telaffuz ediyorum. Hayatımıza aldığımız uzun süre var olan arkadaşlığımız yavaş yavaş tükenip bir yenisi eklenirken , annemin terimi ile ayran gönüllü yüreğim yine bulduğunu sandığı prensi için kıyımlar , yıkımlar harcayarak arayış içinde olmadan , karşısına çıkan ve anı yaşaması için her uygun fırsatı değerlendiren ve hiç yılmadan bir sonrakine başlamaya meyilli olan ve en fazla 4 hafta hayatta kalabilen tuhaf anlardan ibaret ..Bir önce ki yazımda nasıl bu kadar hemen derinden hissedebilen acı çekmeye meyilli olduğumu okudukça ulan ne alaka aşık bile değilim dediğim zaman kendime şaşıp kalıyorum.
Sizde olayları kafanızda kurup , yaşayıp giriş gelişme sonuç yaratıyor musunuz ?
Yoksa bana özgü mü ?
Bazen gözlerimle göremediğim ama aslında bana yakın olan , olmasından korktuğum gerçek duygunun çok uzaklarda olmadığını biliyorum.
8 Aralık 2015 Salı
BEYİN YANIK..
Hani nefes almakta güçlük çeker ya insan , etrafında ki herkesten nefret eder. Herşeye bir bahane bulur. Aslında kendinden de nefret eden , mutsuz , buhranları olan , her gece uykusundan uyanan , değer vermeyen , yıkıp döken , etraftakilere zarar veren , bir zamanlar hayalini kurduğu hayata geçen ama yine mutsuz bir insan oldum çıktım a dostlar..
Hava soğuk , saçları ıslak ve öksüyor bir genç kız.. Nefes almak için koyulmuş yola ancak kaybetmiş yolunu bilmediği sokaklar caddeler , yerlerde sararmış yapraklar , ey kendini kaybeden Dilberay nedir derdin ?
Sen leyla 'mı sandın kendini , bulamadığın mecnun için mi derbeder oldun..bak solukların üşüyücek..
Acıdan hissedemiyorsan bak aynalara , işte o zaman görürsün gözlerindeki buğulu ışıltıyı..
Ki sen daha ne acılara , ne dost kazıklarına , ne aşklara , ne meşklere meydan okuyacaksın..
Girmeden ayağın çukura gençliğinin ve gücünün farkına var..
Kimse için beklenti içine girme , çabuk kırılır kabukların ve efkarlanırsın...
Mevsim olmuş kış , hava da sahte bir güneş , soğuk desen değil sıcak desen hiç değil...
Mevsimlerin arasında sıkışmış , ağaça tırmanmış inemeyen küçük bir yavru kedi gibi..
Yine saçma sapan diyaloglar , atışmalar hat safha...
Ben ben böyle zamanlarda yolumu kaybetmek isterim..
Ben yıkılmak , acıdan ağlayabilmek isterim..
Ben gücümü acıdan öğrenebilmeyi isterim..
Hayatımız bir cips paketinin içinde çıkan 50 kuruşluk hediye gibi , bir bakıma iri bir bavulun içinin boş olması gibi ..o kadar değersiz ve ucuz..
Psikolojimizin düzgün olduğu , hepimizin şizofen olma yolunda kaygılarımızın arttığı bu dünya da bizi ancak içimizde ki sevgi , beynimizde ki yargılar yok edince düzeltebilir.
Ben kendimi bazen gerçekten köle gibi , tuşu olan bir robot gibi hissediyorum.Bu bir geçiş dönemi mi ? Yoksa bende mi sorun ?
Sabah erken kalk , işe git , öğle arası yemek ye , akşam eve gel , duş al , elinde telefon malak gibi saçma sapan şeyler izle , meşgul ol , akşam yemeği , biraz kitap oku , uyu..sonra yine sabah erken kalk , işe git..........
Bu mudur hayat , bundan mı mutluluk çıkartmak ?
Hava soğuk , saçları ıslak ve öksüyor bir genç kız.. Nefes almak için koyulmuş yola ancak kaybetmiş yolunu bilmediği sokaklar caddeler , yerlerde sararmış yapraklar , ey kendini kaybeden Dilberay nedir derdin ?
Sen leyla 'mı sandın kendini , bulamadığın mecnun için mi derbeder oldun..bak solukların üşüyücek..
Acıdan hissedemiyorsan bak aynalara , işte o zaman görürsün gözlerindeki buğulu ışıltıyı..
Ki sen daha ne acılara , ne dost kazıklarına , ne aşklara , ne meşklere meydan okuyacaksın..
Girmeden ayağın çukura gençliğinin ve gücünün farkına var..
Kimse için beklenti içine girme , çabuk kırılır kabukların ve efkarlanırsın...
Mevsim olmuş kış , hava da sahte bir güneş , soğuk desen değil sıcak desen hiç değil...
Mevsimlerin arasında sıkışmış , ağaça tırmanmış inemeyen küçük bir yavru kedi gibi..
Yine saçma sapan diyaloglar , atışmalar hat safha...
Ben ben böyle zamanlarda yolumu kaybetmek isterim..
Ben yıkılmak , acıdan ağlayabilmek isterim..
Ben gücümü acıdan öğrenebilmeyi isterim..
Hayatımız bir cips paketinin içinde çıkan 50 kuruşluk hediye gibi , bir bakıma iri bir bavulun içinin boş olması gibi ..o kadar değersiz ve ucuz..
Psikolojimizin düzgün olduğu , hepimizin şizofen olma yolunda kaygılarımızın arttığı bu dünya da bizi ancak içimizde ki sevgi , beynimizde ki yargılar yok edince düzeltebilir.
Ben kendimi bazen gerçekten köle gibi , tuşu olan bir robot gibi hissediyorum.Bu bir geçiş dönemi mi ? Yoksa bende mi sorun ?
Sabah erken kalk , işe git , öğle arası yemek ye , akşam eve gel , duş al , elinde telefon malak gibi saçma sapan şeyler izle , meşgul ol , akşam yemeği , biraz kitap oku , uyu..sonra yine sabah erken kalk , işe git..........
Bu mudur hayat , bundan mı mutluluk çıkartmak ?
10 Kasım 2015 Salı
EVLENMEDEN OLMAZ
Şu erkeklerin ben hazır değilim triplerinden nefret eder oldum. Hayır da neye hazır değilsin.
Önce bir iki buluşma ardından yakınlaşma ardından ben hazır değilim durumları başlar oldu.
Sanki sana evlenme teklifi edildi .Ya da çocuk yapalım dedim de hazırım hissetmiyorum kadın triplerine mi girdin.
Şu zamane ilişkilerine anlam veremez oldum çünkü anlam verecek bir değer yok ortada .
Ya da daha fazla kapılma korkusu mu ne valla bu mantığı anlayamadım.
Bir insana sarılınca ya da öpüşünce illa sevgili mi olman gerekir .Hayırr direkk evlilikkk. Çünkü devamında nikahtan önce olmaz mantıkesi giriyor devreye..Ha ha ha..
Saçmalığın daniskası yemin ederim.
Yeni bir tecrübe daha edinmek güzel bir şey mesela ben aynı yaşta bir erkekle asla flört etmeyi düşünmeyeceğim .Düşüncesinden bile uzak duracağım. Çünkü eğlenceli olacağını düşündüğün herhangi bir şey sinir bozukluğu , gerginlik , hadsizlik olarak dönebilir.
Haaa ki ben şu yaşıma kadar hep kendinden olgun birileri ile flört etmişimdir. Ama hayat bu yaşayacağım ve deneyimleyeceğim biz mazi varmış.Kısmet tabi her şey iyi ki olamamış diyebileceğim bir mazi imiş.
Vessalam baktım uzun zamandır da bir şeyler yazmamışım şu buhranlarımı sizinle paylaşayım dedim. İyi ettim :)
Ben iyiyim ve hayattayım. Bana ayırılan zaman makinasının içinde işe gidip gelmekle hafta sonları club , cafe , cinema ya da bir etkilik yerine evde elmalı kurabiye yapmakla , uyumak ve yürüyüş yapıp bolca müzik dinlemekle geçirmekteyim. Arada aksiyon yaşamak isterken sinir bozuklukları olarak yalnız kalmayı ve olmayan biri için acı çekmeyi en güzeli diyi verip 7.30 vapuru ile Beşiktaş'a gitmek için hazırlanmaktayım.
Önce bir iki buluşma ardından yakınlaşma ardından ben hazır değilim durumları başlar oldu.
Sanki sana evlenme teklifi edildi .Ya da çocuk yapalım dedim de hazırım hissetmiyorum kadın triplerine mi girdin.
Şu zamane ilişkilerine anlam veremez oldum çünkü anlam verecek bir değer yok ortada .
Ya da daha fazla kapılma korkusu mu ne valla bu mantığı anlayamadım.
Bir insana sarılınca ya da öpüşünce illa sevgili mi olman gerekir .Hayırr direkk evlilikkk. Çünkü devamında nikahtan önce olmaz mantıkesi giriyor devreye..Ha ha ha..
Saçmalığın daniskası yemin ederim.
Yeni bir tecrübe daha edinmek güzel bir şey mesela ben aynı yaşta bir erkekle asla flört etmeyi düşünmeyeceğim .Düşüncesinden bile uzak duracağım. Çünkü eğlenceli olacağını düşündüğün herhangi bir şey sinir bozukluğu , gerginlik , hadsizlik olarak dönebilir.
Haaa ki ben şu yaşıma kadar hep kendinden olgun birileri ile flört etmişimdir. Ama hayat bu yaşayacağım ve deneyimleyeceğim biz mazi varmış.Kısmet tabi her şey iyi ki olamamış diyebileceğim bir mazi imiş.
Vessalam baktım uzun zamandır da bir şeyler yazmamışım şu buhranlarımı sizinle paylaşayım dedim. İyi ettim :)
Ben iyiyim ve hayattayım. Bana ayırılan zaman makinasının içinde işe gidip gelmekle hafta sonları club , cafe , cinema ya da bir etkilik yerine evde elmalı kurabiye yapmakla , uyumak ve yürüyüş yapıp bolca müzik dinlemekle geçirmekteyim. Arada aksiyon yaşamak isterken sinir bozuklukları olarak yalnız kalmayı ve olmayan biri için acı çekmeyi en güzeli diyi verip 7.30 vapuru ile Beşiktaş'a gitmek için hazırlanmaktayım.
7 Ekim 2015 Çarşamba
SÜRREALİZM
SÜRREALİMZ NEDİR ?
Sürrealizm , 20. yy.'ın başlarında Avrupa'da ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Avrupa'da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir.Temelini , akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaşstlerin eserlerinden alır. 1924 ' te Sürrealimz Manifestosunu hazırlayan şair Andre Breton'a göre gerçeküstücülük akımı , gerçek dışı anlamında değil aksine gerçeğin insandaki iz düşümü şeklinde bir yaklaşımdır.
ÖZELLİKLERİ
Sürrealistler , Freud'un psikalanaliz yönteminden yola çıkmışlardır.
Sanatçı bilinç altındakileri dışa vurarak eserlerini oluşturur.
Akıl ve mantık değersizdir.İnsanı yönlendiren iç güdüleridir , bilinç altıdır.
Bu akıma göre edebi eserlerde bir kişinin
sevaplarnın yanında günahlarının , ahlaka uygun davranışlarının yanında uygun olmayanların da bulunması gerekir.
Bu akımların kurucuları , sanat hayatlarının ilk yıllarında dadaizmin etkisinde kalmışlardır.
İLKE VE NİTELİKLERİ
Akla Karşı Olma , Bilinçaltını Esas Kabul Etme ; Sürrealistlere göre sanattaki her türlü gerçek , yaratışın kaynağı bilinçaltıdır.Bugüne kadar ki dönemde insan , hayat ve sanatın hemen hemen tek belirleyicisi ve yönlendiricisi akıl , zeka ve mantık olmuştur.Halbuki böyle bir tavır , insanın son derece eksik ve tek yönlü olarak tanınmasına sebebiyet vermiştir.Üstelik bu tanıma onun yapmacıklı veya maskeli yanıdır.Bu yolla saf ve asıl insana ; onun gerçekliğine ulaşmak mümkün değildir.
Mizah ; Sürrealisteler , mizah ve alaya büyük önem verirler ; dolayısıyla sanatlarında alaycıdırlar . Onlar , hayat , toplum , insan ve olaylar karşısında alaycı bir tavır takınırlar. Bundaki amaçlanan , çevremizi , hayatımızı , inançlarımızı oluşturan değer ve müesselerin hakimiyetini ; bundaki akıl ve mantık dokusunu kırmaktır. Zira onlar yeni bir dünya kurma arzusundadırlar.Böyle bir dünyanın kurulabilmesi , insanın çıkar düşüncesinden , iki yüzlülükten kurtulması ile mümkün olabilecektir.Harikulade ; İnsan aklı ve mantığının gerçek diye ortaya koyduğu değer ve doğruları aşma eylemidir. Harikalar aleminde komik , olağanüstü ve esrarlı şeyler bir aradadır. İnsanı , aklın kabul ettiği gerçeklerin dışında yer alan hayal ; fantezi , rüya ile yüz yüze getirir. Böylece akıl ve mantığın değerleri sarsılır.

Rüya ; Sürrealistler temel çağrışım tarzlarından biri rüyadır. Zira rüya insanın kendi iç dünyasına yönelme , bu dünyanın sırlarını yakalama imkanı verir. Rüyalar uyanıkken yaşadığımız gerçeklerden daha da gerçektir.Onlar , şuurumuzun bastırdığı şuuraltı gerçeklerin sembolik dilidirler.
Çılgınlık ; Akıl hastaları , uyuşturucu madde kullananlar ve paranoya karşı özel bir yakınlık ve ilgi duyarlar.Çünkü sarhoşluk , delilik , akli dengesizlik , sürrealistlerin arzuladığı aklın kontrolünü ortadan kaldırarak asıl benliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlarlar. Böyle bir şuuraltı boşaltma eylemi , dengeli bir insan için anlamsız ve çılgın olacaktır.
Çocukluğa Dönüş ; Sürrealistlerde dikkati çeken bir başka husus , çocukluğa dönüş özlemidir.Zira çocukluk insanın hayatının en hür , en serbest , en gerçekçi dönemidir. Breton bu konuda şunları söyler ''Yaşama ne kadar inanırsak inanalım , sonunda gerçek yaşam kendini ortaya kor ve inancımız da kaybolur. Yaşamdan payına düşen söyle böyle , sıradan bir ömürdür. Düş kırıklığı içinde insan avuntuyu mutlu çocukluk günlerinde bulur.''
TÜRK EDEBİYATINDA SÜRREALİZM AKIMI
Edebiyatımızda Sürrealizmin en önemli temsilcileri Cumhuriyet Döneminde boy gösteren Garipçilerdir.Orhan Veli Kanık , Oktay Rıfat Horozcu ve Melih Cevdet Anday'dan oluşan garipçiler I.Yeniciler Sürrealizmin özelliklerini eserlerine yansıtmışlardır. Bu üç sanatçı edebiyat hakkındaki görüşlerini Garip adlı kitapta toplamışlardır. Garipçiler ,ölçü , uyak gibi kuralların şiiri kısıtladığını ancak şiirin kalıplardan arınması gerektiğini dile getirmişlerdir.Sürrealizm ile örtüşen bu görüşlerinin yanı sıra daha birçok özellikleri onları sürrealist çizgiye yaklaştırmıştır.6 Ekim 2015 Salı
İLKLERİ BAŞARAN TÜRK KADINLARI
Bu kadınları öncelikle listeleyip çekmecemin bir köşesine koymuştum. Aylar oldu ve ancak araştırabilme fırsatı buldum. Hepsini araştırdığımda hepsiyle gurur duydum. Ne cevherler var aslında ülkemizde . Hepsinin bir ortak yanı da var bu da zorluklarla mücadele ettikten sonra başarmalarıdır. İyi okumalar.
Prof. Dr. Remziye Hisar
İlk kadın kimyagerdir.
Uzun uzun yazmak yerine bir haber kaynağını paylaşmak istedim.
SAFİYE ALİ
İlk Kadın Doktordur.
Osmanlı imparatorluğu döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir ailenin kızı olan Safiye Ali , 1891 yılında İstanbul'da doğmuştur.Özel eğitiminin yanısıra Amerikan Kız Koleji'nden mezun olmuştur.Balkan savaşı günlerinde cepheden getirilen pek çok yaralı görüp doktor olmaya karar vermiştir.
Ancak ; onun bu isteğini gerçekleştirmesi zor olacaktı. Çünkü o yıllarda bir kadının tıp öğrenimi görmesi olanaksızdı.Oldukça yetenekli ve başarılı bir kişi olarak dikkatleri çeken Safiye Ali , dönemin Maarif Vekili Şükrü Bey'in desteği ile Almanya'ya tıp eğitimine gönderilir.
Bu ülkede kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yapan Safiye Ali , Kurtuluş Savaşı'nın sona erdiği günlerde yurda döner ve hemen işe başlar.Kısa sürede Cağaloğlu'nda açtığı klinikte tedavi etmeye başlayan Safiye Ali , o dönemin ünlü doktorlarından Besim Ömer Paşa , Akil Muhtar ve Operatör Emin Bey'den destek görerek süt ve bakımevlerinde çalışır.
Ayrıca Türkiyeyi yurtdışında ki tıp kongrelerinde temsil eden Safiye Ali , bir zaman sonra sağlık nedeniyle eşiyle birlikte Almaya'ya gider ve mesleğini burada sürdürür.Yakalandığı kanserden kurtulamayan Safiye Ali 1952 yılında yaşamını yitirir.
SÜREYYA AĞAOĞLU
İlk Kadın Avukattır.
Türkiye'nin ilk kadın avukatı ve kadın hakları savunucularındandır.Ünlü düşünür ve siyasetçi Ahmet Ağaoğlu'nun kızı , yazar ve siyasetçi Samet Ağaoğlu'nun kızkardeşidir.
Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet rejiminden söz ettiğinde arkadaşlarının ; gavur olarak çağırdığı Süreyya Ağaoğlu , avukat olmayı kafasına koyar. Hukuk fakültesin kaydını yaptırmak istediğinde ise ; engellerle karşılaşır. O yıllarda kız öğrenci olmadığından , üniversitesnin rektörü olan Haldun Taner'in babası Selahattin Bey'e başvurur.
Dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda başını bile kapatmadan görüşmeye giden Ağaoğlu , Selehattin Bey'e fakülteye girmek istediğini söylediğinde , odanun içi nde kahkahalar yankılanır.Ancak Süreyya Ağaoğlu , bu direnişin ardından kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 öğrenci arkadaşını daha götürünce , size hemen fakülte açalım cevabını alır. O yıllarda öğleden önce erkeklere , öğlenden sonra ise ; kadınlar ders izleyebiliyor ve oldukça da yorucu olduğundan , fakültenin çabası yalnızca bir dönem sürmüş. İstanbul Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuştur.
1948 yılında Berlin , Milletlerarası Hukukçular Derneği Komisyonu üyesi olan Ağaoğlu , Hür Fikirleri Yayma Derneği , Türk-Amerikan Üniversitesi Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği'nide kurucusudur.
Süreyya Ağaoğlu ; Gördüklerim ve Bir Hayat Şöyle Geçti adlı kitaplarıyla çeşitli hukuki makaleleri bulunuyor.
İstanbul'da katıldığı Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma konulu panelden ayrılırken düşen Ağaoğlu , beyin kanaması geçirdi ve tüm çabalara rağmen kurtulamadı. 29 Aralık 1989'da İstanbul'da vefat etmiştir.
SABİHA BENGÜTAŞ
İlk Türk Kadın Heykeltraştır.
Heykellere
şekil veren ilk kadın parmakları Sabiha Bengütaş'a aittir. O Türkiye'nin
ilk kadın heykeltraşıolarak tanınıyor. Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak
Hamid, Ahmet Haşim, Bedia Muvahhit gibi tarihte iz bırakan pek
çok kişi onun parmaklarında yoğurduğu çamurla abideleşmiştir.
1904 yılında
dünyaya gelen Sabiha Bengütaş, babasının Şam'da görevlendirilmesiyle eğitimini
Şam'da Fransız Katolik Okulu'nda yapmıştır. İstanbul'a dönmelerinin ardından
Köprülü Fuat Paşa Okulu'na devam edip mezun olmuştur. Küçük yaşlarda güzel
sanatlara ilgi duyduğundan henüz liseyi bitirmeden 16 yaşındayken Sanayi-i
Nefise Mektebinin resim bölümüne kaydolmuştur. Kendi kendisine antik bir büstü
kopya eden Sabiha Bengütaş'ın bu yaptığını gören heykel öğretmeni,
kendisinin yaptığına başta inanmadıysa da, daha sonra ikna olunca onu
destekleyip okulun heykel bölümüne ilk kız öğrenci olarak alınmasına yardımcı
oldu. Yeteneği kısa sürede farkedilen Bengütaş, okulunu birincilikle bitirdi. Roma
Güzel Sanatlar Akademisinde ihtisas yaptı. İtalya'da büyük deneyimler
kazanan Sabiha Bengütaş, Taksim Meydanındaki Atatürk abidesini yapan ünlü
İtalyan heykeltraş Canoci'nin asistanlığını yaptı. Abdülhak Hamid'in
torunu Emin Bey ile evlenen Sabiha Bengütaş, kocasının diplomat olması
nedeniyle birçok yabancı ülkede bulundu, mesleğini bu ülkelerde sürdürdü.
SEMİHA ES
İlk Türk Kadın Savaş Muhabiri ve Fotoğrafçısıdır.
SABİHA GÖKÇEN
İlk Türk Kadın Pilottur.
İlk motorlu uçuş deneyimini 25 Şubat 1936 yılında gerçekleştiren Gökçen,
Atatürk’ün isteği üzerine, o dönemde kadın öğrenci almayan Eskişehir Uçuş
Okulu’nda 1936–1937 yılları arasında özel uçuş eğitim
aldı.
1938 yılında, beş gün süren bir Balkan turuna çıkarak dünyadaki kadın
pilotlara ilham veren Gökçen,1938–1955 yılları
arasında Türk
Hava Kurumu’nun uçuş hocalarından birisi olarak hizmet verdi.1940 yılında
Üsteğmen Kemal
Esiner ile dünya evine giren
Gökçen’in evliliği, 12 Ocak 1943tarihinde, eşinin zamansız vefatı sona erdi.
Ve birçok daha ilkleri başaran öncü kadınlarımız...
Prof. Dr. Remziye Hisar
İlk kadın kimyagerdir.
Uzun uzun yazmak yerine bir haber kaynağını paylaşmak istedim.
SAFİYE ALİ
İlk Kadın Doktordur.
Osmanlı imparatorluğu döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir ailenin kızı olan Safiye Ali , 1891 yılında İstanbul'da doğmuştur.Özel eğitiminin yanısıra Amerikan Kız Koleji'nden mezun olmuştur.Balkan savaşı günlerinde cepheden getirilen pek çok yaralı görüp doktor olmaya karar vermiştir.
Ancak ; onun bu isteğini gerçekleştirmesi zor olacaktı. Çünkü o yıllarda bir kadının tıp öğrenimi görmesi olanaksızdı.Oldukça yetenekli ve başarılı bir kişi olarak dikkatleri çeken Safiye Ali , dönemin Maarif Vekili Şükrü Bey'in desteği ile Almanya'ya tıp eğitimine gönderilir.Bu ülkede kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yapan Safiye Ali , Kurtuluş Savaşı'nın sona erdiği günlerde yurda döner ve hemen işe başlar.Kısa sürede Cağaloğlu'nda açtığı klinikte tedavi etmeye başlayan Safiye Ali , o dönemin ünlü doktorlarından Besim Ömer Paşa , Akil Muhtar ve Operatör Emin Bey'den destek görerek süt ve bakımevlerinde çalışır.
Ayrıca Türkiyeyi yurtdışında ki tıp kongrelerinde temsil eden Safiye Ali , bir zaman sonra sağlık nedeniyle eşiyle birlikte Almaya'ya gider ve mesleğini burada sürdürür.Yakalandığı kanserden kurtulamayan Safiye Ali 1952 yılında yaşamını yitirir.SÜREYYA AĞAOĞLU
İlk Kadın Avukattır.
Türkiye'nin ilk kadın avukatı ve kadın hakları savunucularındandır.Ünlü düşünür ve siyasetçi Ahmet Ağaoğlu'nun kızı , yazar ve siyasetçi Samet Ağaoğlu'nun kızkardeşidir.
Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet rejiminden söz ettiğinde arkadaşlarının ; gavur olarak çağırdığı Süreyya Ağaoğlu , avukat olmayı kafasına koyar. Hukuk fakültesin kaydını yaptırmak istediğinde ise ; engellerle karşılaşır. O yıllarda kız öğrenci olmadığından , üniversitesnin rektörü olan Haldun Taner'in babası Selahattin Bey'e başvurur.
Dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda başını bile kapatmadan görüşmeye giden Ağaoğlu , Selehattin Bey'e fakülteye girmek istediğini söylediğinde , odanun içi nde kahkahalar yankılanır.Ancak Süreyya Ağaoğlu , bu direnişin ardından kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 öğrenci arkadaşını daha götürünce , size hemen fakülte açalım cevabını alır. O yıllarda öğleden önce erkeklere , öğlenden sonra ise ; kadınlar ders izleyebiliyor ve oldukça da yorucu olduğundan , fakültenin çabası yalnızca bir dönem sürmüş. İstanbul Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuştur.
1948 yılında Berlin , Milletlerarası Hukukçular Derneği Komisyonu üyesi olan Ağaoğlu , Hür Fikirleri Yayma Derneği , Türk-Amerikan Üniversitesi Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği'nide kurucusudur.Süreyya Ağaoğlu ; Gördüklerim ve Bir Hayat Şöyle Geçti adlı kitaplarıyla çeşitli hukuki makaleleri bulunuyor.
İstanbul'da katıldığı Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma konulu panelden ayrılırken düşen Ağaoğlu , beyin kanaması geçirdi ve tüm çabalara rağmen kurtulamadı. 29 Aralık 1989'da İstanbul'da vefat etmiştir.
SABİHA BENGÜTAŞ
İlk Türk Kadın Heykeltraştır.
Heykellere
şekil veren ilk kadın parmakları Sabiha Bengütaş'a aittir. O Türkiye'nin
ilk kadın heykeltraşıolarak tanınıyor. Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak
Hamid, Ahmet Haşim, Bedia Muvahhit gibi tarihte iz bırakan pek
çok kişi onun parmaklarında yoğurduğu çamurla abideleşmiştir.
1904 yılında
dünyaya gelen Sabiha Bengütaş, babasının Şam'da görevlendirilmesiyle eğitimini
Şam'da Fransız Katolik Okulu'nda yapmıştır. İstanbul'a dönmelerinin ardından
Köprülü Fuat Paşa Okulu'na devam edip mezun olmuştur. Küçük yaşlarda güzel
sanatlara ilgi duyduğundan henüz liseyi bitirmeden 16 yaşındayken Sanayi-i
Nefise Mektebinin resim bölümüne kaydolmuştur. Kendi kendisine antik bir büstü
kopya eden Sabiha Bengütaş'ın bu yaptığını gören heykel öğretmeni,
kendisinin yaptığına başta inanmadıysa da, daha sonra ikna olunca onu
destekleyip okulun heykel bölümüne ilk kız öğrenci olarak alınmasına yardımcı
oldu. Yeteneği kısa sürede farkedilen Bengütaş, okulunu birincilikle bitirdi. Roma
Güzel Sanatlar Akademisinde ihtisas yaptı. İtalya'da büyük deneyimler
kazanan Sabiha Bengütaş, Taksim Meydanındaki Atatürk abidesini yapan ünlü
İtalyan heykeltraş Canoci'nin asistanlığını yaptı. Abdülhak Hamid'in
torunu Emin Bey ile evlenen Sabiha Bengütaş, kocasının diplomat olması
nedeniyle birçok yabancı ülkede bulundu, mesleğini bu ülkelerde sürdürdü.
Geleneksel
Galatasaray sergisine 1925 yılında katılan ilk kadın sanatçılardan biri
olan Bengütaş, 1938 yılında Atatürk ve İnönü için açılan heykel yarışmasında
birincilik aldı. Atatürk heykeli Çankaya Köşkünün bahçesinde, İnönü heykeli
ise; Mudanya'da bulunmaktadır. Uzun yıllar çalışmasını sürdüren Bengütaş, 1992
yılında yaşamını yitirmiştir.
SEMİHA ES
İlk Türk Kadın Savaş Muhabiri ve Fotoğrafçısıdır.
İlk Türk kadın savaş
muhabiri ve fotoğrafçı. Ünlü gazeteci Hikmet Feridun Es'in eşi ve ilk kadın
savaş fotoğrafçılarından sayılıyordu. Fotoğrafa eşinin röportaj seyahatleriyle
başladı. Eşi ile gittiği Kore'de Hürriyet Gazetesi savaşın görüntülenmesi için
Semiha Es'i görevlendirdi. 12 Aralık 2012'de 100 yaşında İstanbul, Balmumcu,
Beşiktaş'taki evinde vefat eden Es'in naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı'nda eşi
Hikmet Feridun Es'in yanına defnedilmiştir.
İCLAL ERSİN
İlk Kadın Muhasebeci
İlk Kadın Banka Müdürü
İlk Kadın Ekonomi Doktoru
Yurtdışına bankacılık eğitimi almaya gönderilen ilk kadın
İlk Kadın Banka Müdürü
İlk Kadın Ekonomi Doktoru
Yurtdışına bankacılık eğitimi almaya gönderilen ilk kadın
Türkiye'de
kadın olarak pekçok ilke imzasını atan İclal Ersin, ilk kadın muhasebeci, ilk
kadın banka müdürü ve ekonomi doktorudur.
1928 yılında Adana Türkiye İş Bankası
Şubesi'nde muhasebeci olarak göreve başladı. İclal Ersin, Türkiye İş
Bankası'nın ilk imza
sahibi kadın elemanı. İlk kadın Şube
Müdürü. Kandilli Lisesi'nde okurken İş Bankası'nda çalışmaya başladı.
Kısa süre sonraMuhasebe Müdürü olup, imza yetkisi alarak, banka
tarihine geçti. İş Bankası'nın kurucusu Celal Bayar tarafından Atatürk'e ilk kadınmuhasebeci olarak tanıtılınca, Atatürk'ün ilgisini çekmiş, en büyük
arzusunun yurtdışında eğitim almak olduğunu söylemesi üzerine, Türk kadınının
gelişmesine ve iş yaşamında yer almasına çok önem veren Atatürk tarafından 1939 yılında Cenevre'ye eğitime
gönderildi.
SABİHA GÖKÇEN
İlk Türk Kadın Pilottur.
Türkiye'nin ilk kadın pilotlarından birisidir ve dünyanın ilk
kadın savaş uçağı pilotudur. Mustafa Kemal Atatürk’ün sekiz manevî evladından birisi idi. Uçuş
kariyeri boyunca 8.000 saat civarı uçuş gerçekleştirdi; bunlardan otuz ikisi
muharebe görevi idi. Adı,Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı'na verilmiştir.
Sabiha Gökçen kimdir, Türkiye’nin ilk
kadın pilotu ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen,1996 yılında,
havacılık tarihine yaptığı katkılardan dolayı Amerikan Hava Kurmay Koleji tarafından “Adını
Dünya Tarihine Yazdıran 20 Havacıdan Birisi” olarak seçilmiştir. Atatürk’ün
manevi kızıdır.
Sabiha Gökçen, Hafıs İzzet Bey ve Hayriye Hanımçiftinin
ikinci çocuğu olarak, 22 Mart 1913 tarihinde,Bursa’da dünyaya geldi. Küçük yaşta babasını
kaybetmesi üzerine, abisi tarafından eğitimine destek verilen Gökçen, 1925 yılında, Bursa gezisinde olan Mustafa Kemal
ATATÜRK ile tanıştı. Hayat
hikayesini öğrenen ve içinde bulunduğu maddi koşulların okuması için yeterli
olmayacağını düşünen Atatürk tarafından, ailesinin izni ile evlat edinilerek İstanbul’a
yerleşti ve de Üsküdar Kız Lisesi’nde eğitimini sürdürdü.
1935 yılında, Türk Hava
Kurumu bünyesinde bulunan Türk Kuşu
Sivil Havacılık Okulu‘na kaydolan Gökçen, bu eğitimi başarıyla
tamamlamasının ardından Kırım’a giderek Koktebel Yüksek Planör Okulu’nda altı ay süreyle
planör eğitimi gördü.
İlk motorlu uçuş deneyimini 25 Şubat 1936 yılında gerçekleştiren Gökçen,
Atatürk’ün isteği üzerine, o dönemde kadın öğrenci almayan Eskişehir Uçuş
Okulu’nda 1936–1937 yılları arasında özel uçuş eğitim
aldı.
Dersim
Olayları’nı bastırmak
üzere görevlendirilen ve 1937 yılında Tunceli
Harekatı’na katılan Gökçen, bu harekattaki rolü sayesinde dünya
tarihinin ilk kadın pilotu ünvanını
kazandı ve Türk Hava Kurumu tarafından İftihar Madalyası ile
ödüllendirildi.
1938 yılında, beş gün süren bir Balkan turuna çıkarak dünyadaki kadın
pilotlara ilham veren Gökçen,1938–1955 yılları
arasında Türk
Hava Kurumu’nun uçuş hocalarından birisi olarak hizmet verdi.1940 yılında
Üsteğmen Kemal
Esiner ile dünya evine giren
Gökçen’in evliliği, 12 Ocak 1943tarihinde, eşinin zamansız vefatı sona erdi.
Uçuş kariyeri boyunca 22 farklı sivil
uçağı ve savaş uçağı ile uçma deneyimini yaşamış olan Sahiba Gökçen, hayatının
son uçuşunu 1996 yılında, 83 yaşındayken onuruna
verilen Amerika gezisinde gerçekleştirdi ve 22 Mart 2001 tarihinde, Gülhane Askerî Tıp
Akademisi’nde hayata gözlerini yumdu.
Gökyüzüne
bağlı anlamına
gelen Gökçen soyadı Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kendisine 19 Aralık 1934 yılında verildi. Hayatı boyunca Türk
havacılığına büyük katkılarda bulunan ve Türk kadınının dünyadaki statüsünü
yükseltmek için çalışan Sabiha Gökçen’e başarılarından dolayı T.H.K,
Uluslararası Havacılık Federasyonu, Romanya Ordusu, A.B.D. dahil olmak üzere
çeşitli ordu, dernek ve kuruluşlardan toplam 30’un üzerine nişan, liyakat
madalyası, plaket ve bröve taktim edildi. AdıUluslararası
Sabiha Gökçen Havaalanı’na verilerek onurlandırıldı.
Ve birçok daha ilkleri başaran öncü kadınlarımız...
·
İlk kadın arkeolog: Jale İnan (1943)
·
İlk kadın avukat: Süreyya Ağaoğlu (1925)
·
İlk kadın bakan: Türkân Akyol (1971)
·
İlk kadın başbakan: Tansu Çiller (1993)
·
İlk kadın başhekim: Gönül Bingöl
·
İlk kadın belediye başkanı: Sadiye Hanım (1930)
·
İlk kadın büyükelçi: Filiz Dinçmen (1982)
·
İlk kadın çöpçü: Elif Yazgan
·
İlk kadın danıştay başkanı: Füruzan İkincioğulları (1994)
·
İlk kadın danıştay üyesi: Şükran Esmerer
·
İlk kadın diplomat: Adile Ayla
·
İlk kadın dişhekimi: Ferdane Bozdoğan Erberk
·
İlk kadın doktor: Safiye Ali
·
İlk kadın eczacı: Rukiye Kanat Arran
·
İlk kadın emniyet müdürü: Feriha Sanerk (1953)
·
İlk kadın fotoğrafçı: Semiha Es
·
İlk kadın gazeteci: Selma Rıza
·
İlk kadın genel müdür: Mükerrem Aker
·
İlk kadın hakim: Suat Berk
·
İlk kadın hastane müdürü: Feriha Bardakçı
·
İlk kadın hava kameramanı: Özge Deniz Özker
·
İlk kadın hazine genel müdürü: Aysel Gönül Öymen
·
İlk kadın hemşire: Esma Deniz
·
İlk kadın hesap uzmanı: Müşeref Çallılar ve Güzide Amark
·
İlk kadın heykeltıraş: Sabiha Bengütaş
·
İlk kadın jet pilotu: Leman Altınçekiç (1958)
·
İlk kadın karakol amiri: Nevlan Kulak
·
İlk kadın kaymakam: Özlem Bozkurt
·
İlk kadın kimyager: Prof.Dr. Remziye Hisar
5 Ekim 2015 Pazartesi
YENİ BAŞLANGIÇLARA MERHABA..
Hayat ne kadar da hızlı geçiyor. Yazmam aslında yazamamamı yaşam mücadelesi ile doğru orantıda. Geçmiş yazılarıma bakıyorum da bir o kadar eğlenerek yazıyormuşum. Zaman geçtikçe yaş ilerledikçe olgunlaşıyor insan. Çocuk ruhumu kaybediyorum gibi hissediyorum. Bu telaş benim sanki gerilememi yeni şeyler keşfedip yazamamamı aslında tam olarak bunları bahane ettiğimi gösterir.
Merak edeceğim ,bu sene okulumu bitireceğim ve sertifikalara doyacağım bir kış dönemi belirledim kendime. Siz de bana etkinliklerden bana bir şey katacak linklerden bile bahsedebilir siniz ?
Neyse ki sonbahar ile birlikte yeni bir mevsim , yeni okuma kitapları ve yeni keşiflere başlayacağım. Acı çekme arzum , mazoşist yanımı bir tarafa bırakıp daha pozitif bakacağım. Çünkü hayat çok kısa zaten ne katabilirsem kendime ve etrafımdakilere ..
Merak edeceğim ,bu sene okulumu bitireceğim ve sertifikalara doyacağım bir kış dönemi belirledim kendime. Siz de bana etkinliklerden bana bir şey katacak linklerden bile bahsedebilir siniz ?
Ve başlıyorum araştırmalarıma ve yeni şeyler öğrenmemize..
Sevgiyle..
28 Temmuz 2015 Salı
SAHİDEN DEPRESYON
Zamanı gelmiştir artık yolculuğa çıkmanın. Çünkü insan kendinde bulamaz daha fazla devam edebileceği gücü. Hayat karmaşalarla doludur. Hiç bir şey yolunda gitmiyor gibidir . Hatta tatile gideceği heyecanı bile yoktur içinde insanın. Hissettiği tek şey yaşlandığıdır insanın. İşte böyle bir ruhhane dünyam var. Çok özlediğim biri var , özlendiğini bildiği birde. Çünkü karşılıksız değildir özlemler. Aradığım şey huzurdur , iç huzur , kafanı yastığa koyduğunda ölmüş gibi uyamak ve hiç uyanmamak. En azından uykuya doymak çünkü uykusuzluk deprosyonun etkilerini göstermeye başlamıştır. Belki de ışık tutacak bir heyecan bile heyecanlandırmamaya başlamıştır.
Galiba ben bu hayat değişikliğini hemde köklü olarak besleyemedim ve kabullenemedim. Önce bu fikir yağmurlu bir günde ıslandıktan sonra aldığım bütün pis olumsuz etkilerden dolayı olduğunu düşündüm. Daha sonra her gün 4 saat yolculuk yaparak ayakta otobüste pis kokan insanların , kıroların , abazaların hatta birbirine parazit olarak yapışarak nefes alan insanların arasında ruhumu kaybetmeye hayatımın bakış açısının , enerjimin sömürüldüğünü görmeye başladım.
Neyse ki tatilden döndükten sonra bunun hal ve çaresine bakıcağım ve en azından bu dediğim tüm pislikleri ailemi görmek için gideceğim.
İstanbul'un koşulları , ülkemizde yaşanan terör olayları , şehitlerimiz , vatan hainleri ve iç savaşlar başlamış medya ile kapatılmakta olan bir dönemde yaşıyoruz. Bu olayların nedeni özgürlük mücadelesi , toprak meselesi , güç göstergesidir. Ben inanıyorum ki gerçekten savaş çıksa yine fakirler ölür ,gider cephede savaşır bu ülkede şehit olurlar ancak olan yine fukaralara olur. Bu ülke bu zamana kadar kolay gelmemiş ülke ekonomisi gelişmiş ülkeler arasına girerken bu gerileyici olaylar meydana gelmiştir. Doğucak yeni nesillerin hiçte iyi bir döneme geleceklerini düşünmüyorum.
Hal böyle iken insan ister istemez olumsuzluklara kapılabiliyor.
İşimden , ailemden hatta kendimde bile sıkılmış durumdayım. 3 gecedir sivrisineklerin ve sıcakların verdiği rahatsızlıktan dolayı uyuyamamakta hatta bunalmış durumdayım.
Her şeyden herkesten kaçıp biraz kendimle baş başa kalmalıyım. Neyse ki doğru bir adres gidip Kaş'ta inzivaya çekilecek , bolca güneşlenip , kulaklıklarım eşliğinde kitabımı okuyacağım. Geceleri bir kadeh şarap içip istediğim saatte uyuyup istediğim saatte uyanıp yine günü tekrarlayacağım.
Kendime geldiğimde kalbimin sesini dinleyip seni arıyacağım. Hayallerimi süsleyen adam , geceleri düşlemekten kendimi alamadığım saatlerce resimlerine bakıp bakıp yeni birşey paylaşmışmı diye merak ettiğim içimi titreten adamım. Seni çok özledim. Hemde kendimi kaybetmişliğimin arasında bile....
Galiba ben bu hayat değişikliğini hemde köklü olarak besleyemedim ve kabullenemedim. Önce bu fikir yağmurlu bir günde ıslandıktan sonra aldığım bütün pis olumsuz etkilerden dolayı olduğunu düşündüm. Daha sonra her gün 4 saat yolculuk yaparak ayakta otobüste pis kokan insanların , kıroların , abazaların hatta birbirine parazit olarak yapışarak nefes alan insanların arasında ruhumu kaybetmeye hayatımın bakış açısının , enerjimin sömürüldüğünü görmeye başladım.Neyse ki tatilden döndükten sonra bunun hal ve çaresine bakıcağım ve en azından bu dediğim tüm pislikleri ailemi görmek için gideceğim.
İstanbul'un koşulları , ülkemizde yaşanan terör olayları , şehitlerimiz , vatan hainleri ve iç savaşlar başlamış medya ile kapatılmakta olan bir dönemde yaşıyoruz. Bu olayların nedeni özgürlük mücadelesi , toprak meselesi , güç göstergesidir. Ben inanıyorum ki gerçekten savaş çıksa yine fakirler ölür ,gider cephede savaşır bu ülkede şehit olurlar ancak olan yine fukaralara olur. Bu ülke bu zamana kadar kolay gelmemiş ülke ekonomisi gelişmiş ülkeler arasına girerken bu gerileyici olaylar meydana gelmiştir. Doğucak yeni nesillerin hiçte iyi bir döneme geleceklerini düşünmüyorum.
Hal böyle iken insan ister istemez olumsuzluklara kapılabiliyor.
İşimden , ailemden hatta kendimde bile sıkılmış durumdayım. 3 gecedir sivrisineklerin ve sıcakların verdiği rahatsızlıktan dolayı uyuyamamakta hatta bunalmış durumdayım.
Her şeyden herkesten kaçıp biraz kendimle baş başa kalmalıyım. Neyse ki doğru bir adres gidip Kaş'ta inzivaya çekilecek , bolca güneşlenip , kulaklıklarım eşliğinde kitabımı okuyacağım. Geceleri bir kadeh şarap içip istediğim saatte uyuyup istediğim saatte uyanıp yine günü tekrarlayacağım.
Kendime geldiğimde kalbimin sesini dinleyip seni arıyacağım. Hayallerimi süsleyen adam , geceleri düşlemekten kendimi alamadığım saatlerce resimlerine bakıp bakıp yeni birşey paylaşmışmı diye merak ettiğim içimi titreten adamım. Seni çok özledim. Hemde kendimi kaybetmişliğimin arasında bile....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Özlüyorum, farkındayım. Ama geri gelsin istiyor muyum? Bilmiyorum. Sesini duymak istiyorum ama arasa cevap verebilecek miyim, bilmiyorum. Ko...
-
Özlüyorum, farkındayım. Ama geri gelsin istiyor muyum? Bilmiyorum. Sesini duymak istiyorum ama arasa cevap verebilecek miyim, bilmiyorum. Ko...








