Sana hazır değildim sevgilim. Sana kapılmaya , okyanusunda boğulmaya..Küçüğüm daha sana..
Hazır hissetmiyordum bunları açıklamak için.Bana baktığında içim kavrulsa da .
Nasıl yaşar insan bu içinde ki eksiklikle nefes almakta zorluk çekmek gibi..
İçimde ki şair ve aşk bizi birbirimize kavuşturmaya yetecek kadar güçlü değildi..
Saatlerce sana sarılmak istiyordum. Kollarında sıcaklığında beni ısıtmanı..
Sende yanmak istiyordum , dudaklarında kaybolmayı...
Ama en kolayı seçmiştin koskoca 8 ay uzaklara gitmiştin.
Benden kaçmak sana iyi mi gelecekti ki..
Ya da yaralarının üstüne tuz basmamdan mı korkmuştun..
Sen aslında bana değil kendine şans vermemiştin.
Hangi insan sever acılarla yaşamayı..demiştim.meğerse ortakmış acılara olan sevgimiz.
Bu kadar ağır roman yaşayacak ne yaşadık ki dimi sevgili .
Tek dokunuş , tek öpücük dışında sarılıp uyumayı da saymazsak..
Ben korkar oldum artık düşlemekten..
Birisine kapılıp hayal kırıklığına uğramaktan.
Bu genç yaşımda yoruldum aşksızlıktan..
Ya çok büyük ya çok dar kalıbına hayatların arasında sıkışmaktan..
Kendini kaybetmiş olmanın huzuru da ayrı bir kafaymış .
Özellikle gözlerini kapatıp vapurun rüzgarına bıraktığın zaman.
En güzel manzaralardan geçerken , mesela Kadıköy'den..
Hiç bir şey hissetmemekmiş Kız Kulesine bakarken ..
Kulaklıktan gelen ses bir iki damla akıtırmış gözlerinde ki musluktan..
Sevinçten mi , kederden mi yoksa aldanılmışlıktan mı ayırt edemezmişsin..
Islandıkça yüzün ruhum arınırmış meğersem..
8 Haziran 2015 Pazartesi
6 Mayıs 2015 Çarşamba
GEZELİM GÖRELİM..
Merhaba sevgili arkadaşlar ,
Uzun zamandır ne yazabilmekteyim ne de sizleri takip edebilmekteyim . Klasik yoğunum sendromlarından işte. Bir de bu zaman içerisinde yurt dışına çıktım ve bu güzel anılarımı ve tecrübelerimi sizinle paylaşmak istedim.
Öncelikle baya uzaklara gittim İtalya'nın Roma , Napoli , Vatikan , Floransa şehirlerini gezdim.
İtalyan erkekleri çok yakışıklı değil ayrıca ( varsa bile Milano taraflarında ) kibar millette değiller.
Çok turistik bir bölge olduğu için sıkılmışta olabilirler.Genel yargı yapmamak lazım. Öncelikle euro geçtiği için 3-0 mağlup başlıyorsunuz maddi anlamda. Kısa bir örnek 1 su 2 euro yani 6 TL Türkiye^de 0,50 kuruş siz hesap edin. Ama kesinlikle hayatınızda gidip görüp pişman olmayacağınız bir yer. Ayaklı bir müze gibi etrafta surlar , çeşmeler , anıtlar , dokular , tarihi binalar . İnsanlar resmen korumuşlar oturdukları evi müthayite vermemiş korumuşlar . Residans yaptırmamış ağaçlarını kestirmemişler . Bilmem aldınız mı sosyal mesajı :)
İlk olarak Roma'yı keşfettim. Ya anlatılmaz yaşanır . Oturup sokağa insanları seyretmenin ayrı bir hazzı var. Size farklı bir bakış açısı , farklı bir tecrübe katıyor.İlk yediğin şey dilim pizza. Şimdi içinde domuz eti ya da domuz yağı var mı diye tereddüt ediyorsunuz.
Pizzalarının hamuru sert ama lezzetli. Ayrıca sadece mozeralla yiyebiliyorusunuz. :)
Akşamına bir güzel Sant Eustachio Meydanında spagetti yedim. Kesinlikle muhteşemdi.Makarnalarını bizim gibi hamur olana kadar haşlamıyorlar ve soslarına diyecek yoktu.Daha anlatacağım birçok güzellik var ama yetmez bu sayfalar duyguların tarifine.
1 mayısta Dünyaca tatil olduğu ve İtalyanlarda milliyetçi olduğu için Pompei' ye gitmeye karar verdim. Aksi halde yürüyüşler vardı ve birçok yer kapalıydı. Pompei'ye giderken ki hissettiğim yolculuk Çanakkale'den Balıkkesir 'e izlediğim manzara ile eş değerdi. Her yer yeşillikti. Vardığımda öncelikle yemek yedim . Napoli pizza kenti olduğu için kocaman bir pizza söyledim ve abartısız kenarlarını bile yedim . Ardından tadım olarak makarna ve kalamar tattırdılar. İtalyan bir gitaristin eşliğinde keyifliydi. Pompei'nin içine girdiğimde orada 500 yıl önce yaşamış insanların ne denli ölümleri hepsini tüylerim diken diken gezdim. Ve birçok resim çektim . En çok enteresan olan bir yer ise genel ev sokaklarıydı. Pompei liman şehri olduğu için birçok insanın geçim kaynağı genelevlerde çalışmakmış. Ve acayip rahat bir cinsel yaşamları varmış . Menü seçimi gibi duvarlarda resimler var hangisini istiyorsan ona göre bir fiyatı varmış. Ve içerler de taştan yataklar ve değişik girinti çıkıntılar var .:) Görmeniz lazım.
Sokaklarda erkeklik organının kocaman betondan yapılmış , güç göstergesi gibi dikmişler meydana.Bazı milletler bu yüzden gazaba uğradıklarını söyleseler de ne kadar gerçek bilinmez.
Oradan çıkıp Napoli'nin merkezine gittim. Kentin girişi oldukça kirli ve vasat görüntüler vardı. Bir ara cadde kenarında işeyen bir adam vardı. Hiç istifini bozmadı valla :)
Binalar çok büyük eski ve hep birbirine bitişik çamaşır asılıydı. Ama her bina da çamaşır asılıydı. İç kısımlarında yerlere ürünler sermiş siyah adamlarla doluydu. Denediğim tatlardan limoncello acayip güzeldi.
Bir sonraki yer Floransaydı. Kaldığım otele uzaklığı 240 Km yani bir Ankara kadar vardı. Ama kesinlikle gitmeme değerdi. Beğendim en çok kendimi yabancı hissettiğim yerdi. O kocaman şaheserler , tablolar (hepsi nü ) , heykeller ve kliseler , at arabaları ve havanın biraz karanlık olması gözümde çok farklı bir yer kılıyordu. Burası diğer yerlere göre daha pahalı bir yerdi. Genellikle çocuk yapmak yerine küçük cins köpekler alan aileler yaşıyordu. Kokoşlardı ve asillerdi. Yorulduğumu hissettiğim bir anda Ponte vecchio ve oltrarno caddesinde bir kaldırıma oturup yine insanları seyrederken bir adam yaklaştı yanıma. Önce çok hızlı İtalyan'ca konuştu ve konuşmasının bitmesini bekledim. Sonra güldüm ve ona İtalyan'ca bilmediğimi söyledim. Sonra bana 2 tane bileklik hediye etti . Onların oralılara benzediğimi söyledi yani ( brezilya ) sonra ondan bir bileklikte ben satın aldım. Ayak üstü muhabbet etti benimle ve çantasından iki parça birisi fil diğeri kaplumbağa süs eşyası çıkarttı . Onları da hediye etti ve birbirimize iyi şanslar dileyip ayrıldık. Benim için farklı bir deneyimdi .Cafe Gilli de bir kahve ve tiremusu yiyerek yola koyuldum .
San Pietro , Vatikan , Castel kasabası ve birkaç İtalyan köylerini ve göl bölgelerini de gezdim. Her şey muhteşem ve güzeldi. Sizlere tavsiyem tabi ki gidin ve bu güzel deneyimleri sizde yaşayın. Şu yazdıklarım yaşadıklarım ve hissettiklerimin yanında pirinç tanesi kalır. Bir çok resim çektim ve bazılarını sizinle paylaşmak istedim. Şimdiden iyi seyirler . Sevgiyle kalın.
Uzun zamandır ne yazabilmekteyim ne de sizleri takip edebilmekteyim . Klasik yoğunum sendromlarından işte. Bir de bu zaman içerisinde yurt dışına çıktım ve bu güzel anılarımı ve tecrübelerimi sizinle paylaşmak istedim.
Öncelikle baya uzaklara gittim İtalya'nın Roma , Napoli , Vatikan , Floransa şehirlerini gezdim.
İtalyan erkekleri çok yakışıklı değil ayrıca ( varsa bile Milano taraflarında ) kibar millette değiller.
Çok turistik bir bölge olduğu için sıkılmışta olabilirler.Genel yargı yapmamak lazım. Öncelikle euro geçtiği için 3-0 mağlup başlıyorsunuz maddi anlamda. Kısa bir örnek 1 su 2 euro yani 6 TL Türkiye^de 0,50 kuruş siz hesap edin. Ama kesinlikle hayatınızda gidip görüp pişman olmayacağınız bir yer. Ayaklı bir müze gibi etrafta surlar , çeşmeler , anıtlar , dokular , tarihi binalar . İnsanlar resmen korumuşlar oturdukları evi müthayite vermemiş korumuşlar . Residans yaptırmamış ağaçlarını kestirmemişler . Bilmem aldınız mı sosyal mesajı :)
İlk olarak Roma'yı keşfettim. Ya anlatılmaz yaşanır . Oturup sokağa insanları seyretmenin ayrı bir hazzı var. Size farklı bir bakış açısı , farklı bir tecrübe katıyor.İlk yediğin şey dilim pizza. Şimdi içinde domuz eti ya da domuz yağı var mı diye tereddüt ediyorsunuz.
Pizzalarının hamuru sert ama lezzetli. Ayrıca sadece mozeralla yiyebiliyorusunuz. :)
Akşamına bir güzel Sant Eustachio Meydanında spagetti yedim. Kesinlikle muhteşemdi.Makarnalarını bizim gibi hamur olana kadar haşlamıyorlar ve soslarına diyecek yoktu.Daha anlatacağım birçok güzellik var ama yetmez bu sayfalar duyguların tarifine.
1 mayısta Dünyaca tatil olduğu ve İtalyanlarda milliyetçi olduğu için Pompei' ye gitmeye karar verdim. Aksi halde yürüyüşler vardı ve birçok yer kapalıydı. Pompei'ye giderken ki hissettiğim yolculuk Çanakkale'den Balıkkesir 'e izlediğim manzara ile eş değerdi. Her yer yeşillikti. Vardığımda öncelikle yemek yedim . Napoli pizza kenti olduğu için kocaman bir pizza söyledim ve abartısız kenarlarını bile yedim . Ardından tadım olarak makarna ve kalamar tattırdılar. İtalyan bir gitaristin eşliğinde keyifliydi. Pompei'nin içine girdiğimde orada 500 yıl önce yaşamış insanların ne denli ölümleri hepsini tüylerim diken diken gezdim. Ve birçok resim çektim . En çok enteresan olan bir yer ise genel ev sokaklarıydı. Pompei liman şehri olduğu için birçok insanın geçim kaynağı genelevlerde çalışmakmış. Ve acayip rahat bir cinsel yaşamları varmış . Menü seçimi gibi duvarlarda resimler var hangisini istiyorsan ona göre bir fiyatı varmış. Ve içerler de taştan yataklar ve değişik girinti çıkıntılar var .:) Görmeniz lazım.
Sokaklarda erkeklik organının kocaman betondan yapılmış , güç göstergesi gibi dikmişler meydana.Bazı milletler bu yüzden gazaba uğradıklarını söyleseler de ne kadar gerçek bilinmez.
Oradan çıkıp Napoli'nin merkezine gittim. Kentin girişi oldukça kirli ve vasat görüntüler vardı. Bir ara cadde kenarında işeyen bir adam vardı. Hiç istifini bozmadı valla :)
Binalar çok büyük eski ve hep birbirine bitişik çamaşır asılıydı. Ama her bina da çamaşır asılıydı. İç kısımlarında yerlere ürünler sermiş siyah adamlarla doluydu. Denediğim tatlardan limoncello acayip güzeldi.
Bir sonraki yer Floransaydı. Kaldığım otele uzaklığı 240 Km yani bir Ankara kadar vardı. Ama kesinlikle gitmeme değerdi. Beğendim en çok kendimi yabancı hissettiğim yerdi. O kocaman şaheserler , tablolar (hepsi nü ) , heykeller ve kliseler , at arabaları ve havanın biraz karanlık olması gözümde çok farklı bir yer kılıyordu. Burası diğer yerlere göre daha pahalı bir yerdi. Genellikle çocuk yapmak yerine küçük cins köpekler alan aileler yaşıyordu. Kokoşlardı ve asillerdi. Yorulduğumu hissettiğim bir anda Ponte vecchio ve oltrarno caddesinde bir kaldırıma oturup yine insanları seyrederken bir adam yaklaştı yanıma. Önce çok hızlı İtalyan'ca konuştu ve konuşmasının bitmesini bekledim. Sonra güldüm ve ona İtalyan'ca bilmediğimi söyledim. Sonra bana 2 tane bileklik hediye etti . Onların oralılara benzediğimi söyledi yani ( brezilya ) sonra ondan bir bileklikte ben satın aldım. Ayak üstü muhabbet etti benimle ve çantasından iki parça birisi fil diğeri kaplumbağa süs eşyası çıkarttı . Onları da hediye etti ve birbirimize iyi şanslar dileyip ayrıldık. Benim için farklı bir deneyimdi .Cafe Gilli de bir kahve ve tiremusu yiyerek yola koyuldum .
San Pietro , Vatikan , Castel kasabası ve birkaç İtalyan köylerini ve göl bölgelerini de gezdim. Her şey muhteşem ve güzeldi. Sizlere tavsiyem tabi ki gidin ve bu güzel deneyimleri sizde yaşayın. Şu yazdıklarım yaşadıklarım ve hissettiklerimin yanında pirinç tanesi kalır. Bir çok resim çektim ve bazılarını sizinle paylaşmak istedim. Şimdiden iyi seyirler . Sevgiyle kalın.
14 Nisan 2015 Salı
BETİMLEYEMEMECE..
Bir kuşun kanadında ki tüy kadar hafiftim bugün , göklerdeydim yine özgürce çırpınışlara göğüs geriyordum. Yüzüm o havanın serinliğiyle dolup taşıyordu. Mesut olmuştum ılık ıhlamur kokusu yüzüme değdikçe . Yeşillenen ağaçlar , filizlenen çiçekler bürünüyordu her yere güneş ilkbaharın müjdecisiydi . Güneş güldükçe aydınlanıyordu etraf ..Isınıyordu asık suratlar..
Ve ben yine yalnızdım bu kuytuda..Yine solmuştu açan çiceğim. Solmuştu çünkü ne güneş görmüştü ne de susuzluğunu giderecek bir büyüme çabası verilmişti..
Zaman denilen şey sana istediğini vermiyorsa , istediğin şeyi zamanı yoktur belki de..bekleme
Sana ait olan şeyi karşına mı çıkartacak yoksa o da senin gibi seni mi arayıp duracaktı..
Anlat bana müstesna..o gülüşünün altında ki kederi.
Akşamları gözyaşlarının yastığına nasıl aktığını..
Gizliden onu nasıl takip ettiğini , kendine bile itiraf edemediğin o özlem duygusunu..
Anlat ki dökülsün içinden sıvalanmış eski boya gibi kirli kalmasın duvarların..
Etrafındakilerden hayıflanıp durma çünkü bu senin seçimin , kaderin olarak görme..
Yeni gemilerden atla denizlere..ama boğulma o maviliklerde..
Bir ağacın gövdesine otur ve toprağın enerjisi hisset ,
Bir deniz kenarına geç eline al bir kadeh şarap ve yahut dinle biraz müzik..
Sende içinde olanı paylaş ağaçla ve denizle...
Ve ben yine yalnızdım bu kuytuda..Yine solmuştu açan çiceğim. Solmuştu çünkü ne güneş görmüştü ne de susuzluğunu giderecek bir büyüme çabası verilmişti..
Zaman denilen şey sana istediğini vermiyorsa , istediğin şeyi zamanı yoktur belki de..bekleme
Sana ait olan şeyi karşına mı çıkartacak yoksa o da senin gibi seni mi arayıp duracaktı..
Anlat bana müstesna..o gülüşünün altında ki kederi.
Akşamları gözyaşlarının yastığına nasıl aktığını..
Gizliden onu nasıl takip ettiğini , kendine bile itiraf edemediğin o özlem duygusunu..
Anlat ki dökülsün içinden sıvalanmış eski boya gibi kirli kalmasın duvarların..
Yeni gemilerden atla denizlere..ama boğulma o maviliklerde..
Bir ağacın gövdesine otur ve toprağın enerjisi hisset ,
Bir deniz kenarına geç eline al bir kadeh şarap ve yahut dinle biraz müzik..
Sende içinde olanı paylaş ağaçla ve denizle...
1 Nisan 2015 Çarşamba
BAŞLIK BULAMADIM ANLATTIKLARIMA..
An gelir ki yazmak gelmez içinden ya da bir şeyler yazmak istersin o an fırsatın olmaz . Aslında söylemek istediğim dile getirmek istediğim çok şey var ki hangisinden başlasam bilemiyorum .
Ülke durumumuz mu , aile durumum mu , iş durumum mu , kendi iç dünya durumum mu karar veremiyorum . Hepsi zamanın içinde kayıp giderken bana kattıkları ve benden aldıklarını kıyaslıyorum sadece...
İnsanı değerler değerler deyip etrafta dolanırken bazen kendimi tepeden insanlara bakarken görüyorum. O an kendimi kınıyorum , egolarımı , hırslarımı fırlatıp tepeden baktığım insanın yanına uzanıyorum . Aslında her zaman değil bu yaptığım. Kendimi güçlü gördüğüm ama güçsüz hissetiğim anlarda kıyaslama ile ilgili bir durum.
Hayatıma dönem dönem farklı insanlar giriyorlar. Bazıları aylar sürerken bazıları günlük olabiliyor. Bu insanların bana kattıkları şey daha fazla insan tanımama iyiyi kötüyü ayırt etmeme sebep oluyor.
Daha önceleri bir şeyi körü körüne istersen şuan yaşanması gerektiği kadar ya da yaşanabileceği ana kadar yaşıyorum. Daha fazlasını istemiyor muyum diye sorarsan evet belki ama artık diretmiyorum.
Bana yazılanı yaşıyorum ya da tercih ediyorum.
Yeni tanıştığım saatler bile olmamış bir insana her şeyimi anlatabiliyorum.Saklamıyorum çünkü o an ona güveniyorum. Kaybedeceğimin aksine kazanacağım şeyleri düşüyorum. Bu da bir beklenti evet ama olabildiğince ..ısrarı yok.
Duygularım alt üst karma karışık değil artık. Çünkü artık hissetiğim tek şey hiç bir şey hissetmediğim..( dersen inan ma :) )
Sade derin şeffaf ve yüzelsel..
Geçenlerde kitaplığımı kurcalarken bir kitap fark ettim . Aret Vartanyan'ın '' İki yırtık Ruh Sen ve Ben '' adlı kitabı önceden okumuştum 18 yaşlarındayken felan..O zaman bana pek birşey katmamış ya da ne anlatılmak istendiğini anlamamışım. Şimdi bana beni anlatan , hissetiklerimi tarif eden bir kitap ki bitirmek istemiyorum. Okurken yaşadıklarımı tasvir ediyor. Mest oluyorum resmen..Senin de okumanı tavsiye ediyorum. Tabi istersen...
Ülke durumumuz mu , aile durumum mu , iş durumum mu , kendi iç dünya durumum mu karar veremiyorum . Hepsi zamanın içinde kayıp giderken bana kattıkları ve benden aldıklarını kıyaslıyorum sadece...
İnsanı değerler değerler deyip etrafta dolanırken bazen kendimi tepeden insanlara bakarken görüyorum. O an kendimi kınıyorum , egolarımı , hırslarımı fırlatıp tepeden baktığım insanın yanına uzanıyorum . Aslında her zaman değil bu yaptığım. Kendimi güçlü gördüğüm ama güçsüz hissetiğim anlarda kıyaslama ile ilgili bir durum.
Hayatıma dönem dönem farklı insanlar giriyorlar. Bazıları aylar sürerken bazıları günlük olabiliyor. Bu insanların bana kattıkları şey daha fazla insan tanımama iyiyi kötüyü ayırt etmeme sebep oluyor.
Daha önceleri bir şeyi körü körüne istersen şuan yaşanması gerektiği kadar ya da yaşanabileceği ana kadar yaşıyorum. Daha fazlasını istemiyor muyum diye sorarsan evet belki ama artık diretmiyorum.
Bana yazılanı yaşıyorum ya da tercih ediyorum.
Yeni tanıştığım saatler bile olmamış bir insana her şeyimi anlatabiliyorum.Saklamıyorum çünkü o an ona güveniyorum. Kaybedeceğimin aksine kazanacağım şeyleri düşüyorum. Bu da bir beklenti evet ama olabildiğince ..ısrarı yok.
Duygularım alt üst karma karışık değil artık. Çünkü artık hissetiğim tek şey hiç bir şey hissetmediğim..( dersen inan ma :) )
Sade derin şeffaf ve yüzelsel..
Geçenlerde kitaplığımı kurcalarken bir kitap fark ettim . Aret Vartanyan'ın '' İki yırtık Ruh Sen ve Ben '' adlı kitabı önceden okumuştum 18 yaşlarındayken felan..O zaman bana pek birşey katmamış ya da ne anlatılmak istendiğini anlamamışım. Şimdi bana beni anlatan , hissetiklerimi tarif eden bir kitap ki bitirmek istemiyorum. Okurken yaşadıklarımı tasvir ediyor. Mest oluyorum resmen..Senin de okumanı tavsiye ediyorum. Tabi istersen...
17 Mart 2015 Salı
İSTANBUL'UN KABADAYILARI VE METRESLERİ...
---- ARAP HÜSNÜ ----
Arap Hüsnü 'Heyüla gibi, iri yarı, gece insanın rüyasına girse korkutacak bir tip' diye anılıp, sağ kulağının kıkırdak kısmının olmaması, sol gözündeki perde ve çenesindeki çukurla dikkat çekiyordu.
Trablusgarp doğumlu, Tophane semtini inim inim inleten insan azmanı için Ömer Ünal şunları söylüyordu: 'Onunla ilk kez Galata merkezinde karşılaştığımda kahvede içki satmaktan gelmişti. Meğer bu onun işlediği suçlar arasında en hafifiymiş. Trablusgarp'tan ne sebeple ve nasıl geldiğini kimse bilmiyordu. Ben ise henüz stajyer polistim. Onun hakkında bildiklerim, o tarihte benden eski olan meslektaşlarımdan duyduklarımdır. Zira onu tanıdığımda yaşı çoktan 45'i bulmuştu. Buna rağmen Tophane civarında kendisinden çok genç olan külhanları sindirmişti. İsmini duyurmaya başladığı zaman Salı Pazarı'nda iki kişiyi, Arap yapısı kaması ile öldürmüş fakat delil yetersizliğinden yakasını kurtarmıştı. Polis yakasına yapışmak için fırsat kollasa da Arap Hüsnü açık vermiyordu. Cumhuriyetin ilanıyla Arap Hüsnü'nün de defteri dürüldü. Hükümetin 28 Mayıs tarihli kararıyla hudut dışı edildi.
---- KONYALI OSMAN -----
1887 Konya doğumlu ...Sağ kolunun iç tarafında büyükçe bir şişlik vardır...Yıllarca etrafına kan kusturan bu adamın ölümü de kan kusarak olmuştur...
--- PİÇ ARDAŞ ---
Piç Ardaş (1886) Sivas doğumlu , İstanbul'a gelip Üsküdar'a el koydu ve Manavcı Ali'yi öldürdükten sonra istediğini alıp Üsküdar'ın tek hakimi oldu . Söylentilere göre girdiği düellolar en az 1 saat sürüyormuş .
--- ŞIK MANOL ---
Tokat doğumlu Şık Manol ünlü İstanbul kabadayıları arasında adam öldürmemiş tek kişi ünvanına sahiptir.Çıkan kavga ve düellolarda da silah kullanmayan Şık Manol sadece kafasını ve yumruğunu kullanırdı. Ayrıca şık giyinen bir kabadayıdır.
--- ODASELI KOSTİ ---
Yunanistan doğumlu Odesalı lakaplı Odesali Kosti Taksim'e kadar bütün mekanların harcını toplayarak yiyor ve arkasından hiç ip ucu bırakmadan kayıplara karışmaktadır. Başı sıkışınca da İşgal polislerinin yardımı ile paçayı sıyırmaktadır. Odesa sağ kolunun iç kısmında eli makalı bir kız resmi ve sol kolunda iki çiçek ortasında bir haç ve ''m'' harfi bulunan dövmeleri bulunmaktadır.''M'' harfi ise metresi olan Mari 'nin adını simgeliyordur.
---- KESİK NİKOLA ---
1849 İstanbul doğumludur. Yanağından gözüne kadar uzanan büüyk bir bıçak yarası izi bulunmaktadır.
Piç Ardaş (1886) Sivas doğumlu , İstanbul'a gelip Üsküdar'a el koydu ve Manavcı Ali'yi öldürdükten sonra istediğini alıp Üsküdar'ın tek hakimi oldu . Söylentilere göre girdiği düellolar en az 1 saat sürüyormuş .
--- ŞIK MANOL ---
Tokat doğumlu Şık Manol ünlü İstanbul kabadayıları arasında adam öldürmemiş tek kişi ünvanına sahiptir.Çıkan kavga ve düellolarda da silah kullanmayan Şık Manol sadece kafasını ve yumruğunu kullanırdı. Ayrıca şık giyinen bir kabadayıdır.
--- ODASELI KOSTİ ---
Yunanistan doğumlu Odesalı lakaplı Odesali Kosti Taksim'e kadar bütün mekanların harcını toplayarak yiyor ve arkasından hiç ip ucu bırakmadan kayıplara karışmaktadır. Başı sıkışınca da İşgal polislerinin yardımı ile paçayı sıyırmaktadır. Odesa sağ kolunun iç kısmında eli makalı bir kız resmi ve sol kolunda iki çiçek ortasında bir haç ve ''m'' harfi bulunan dövmeleri bulunmaktadır.''M'' harfi ise metresi olan Mari 'nin adını simgeliyordur.
---- KESİK NİKOLA ---
1849 İstanbul doğumludur. Yanağından gözüne kadar uzanan büüyk bir bıçak yarası izi bulunmaktadır.
SON OLARAKTA KADIN BİR KABADAYI EKLEMEK İSTİYORUM...
----BALTALI HANI ( İLK KADIN KABADAYI )----
İstanbul'un varoş semtlerinden birinde yaşayan ve bir kabadayının sevgilisi olan Hanzade isimli bu kadın belki de ilk kadın kabadayı ünvanına sahiptir.12 yaşında oğlunun bir gün ortadan kaybolmasının ardından telaşlanan kadın oğlunu aramak içim yollara düşeceği vakit kabadayı sevgilisi tarafından vazgeçirilir. Sonraki denemesinde yine aynı şey olur. Bunun üzerine Hanzade erkek kılığına girerek sevgilisini takip etmeye başlar.Sevgilisini gece naralara atıp haraç topladıktan sonra bir hamamda geceyi sonlandırdığını fark eder. İçeri girdiğinde , oğlunu bir '' hamam oğlanı '' olarak görür. Hamamı yakmak için bulunan odunların yanındaki baltayı kapmasıyla sevgilisi dahil 21 kişiyi öldürür.
Oğlunun alıp kanlar içinde mahalleye dönmesiyle birlikte 17 ay boyunca semttekilere kan kusturur. Bir müddet sonra haraç ve baltayla adam öldürmek suçlarından yargılanıp kurşuna dizilerek öldürülür.
5 Mart 2015 Perşembe
MİTOLOJİK TANRILAR
--EROS-- ( EN Bİ SEVDİĞİM )
Eros, Yunan mitolojisinde aşk, seks ve şehvet kölesidir. Bazen doğurganlık simgesi olarak da tapılan Eros, erotik gibi kelimelerin de kökünü oluşturur. Eros, genelde Afrodit'le beraber anılır ve Dionysus gibi bazen Eleutherios yani kurtarıcı olarak görülür. Geleneklere göre, Afrodit kadınların erkeklere olan aşkını temsil ederken Eros esasında erkek için olan aşkın temsilcisiydi.
Zeus'un yerine koca bir taşı beze sarıp Kronos'a verir; o da taşı yutar. Kronos, babası Uranos'u nasıl alt edip egemenliği elinden almışsa, Zeus da ikinci kuşak tanrılarını yener ve üçüncü kuşak, yani Olimpos tanrılarının egemenliğini kurar. Babası Kronos'a öbür kardeşlerini kusturur; sonra da Uranos'un yeraltına kapattığı devlerden gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımı alır ve Olimpos tanrılarının egemenliğini kurmaya koyulur. Bunun için Titanlar ile savaşı göze alır; yüz kollu devlerden gördüğü yardımla bu savaşı kazanır. Evrendeki yetkileri paylaşır: Kendisi göğü ve yerle gökte krallığı alır, kardeşi Poseidon'a denizi, Hades'e de yeraltı ülkelerini verir. Zeus bundan sonra Titan soyundan gelen tanrıçalarla ve kendi kuşağından kardeşleriyle birleşip bir sürü tanrısal varlık üretmeye koyulur. Zeus, Troya Savaşı'nda büyük bir rol oynar. İda Dağı'nın doruğu olan Gargaros Doruğu'ndan savaşı yönetir. Onun buyruğuyla, talih kimi zaman Akhaların, kimi zaman Troyalıların yüzüne güler. Zeus, hakka dayanan insanca bir düzenin kurucusu sayılır.
--HADES--
Eros, Yunan mitolojisinde aşk, seks ve şehvet kölesidir. Bazen doğurganlık simgesi olarak da tapılan Eros, erotik gibi kelimelerin de kökünü oluşturur. Eros, genelde Afrodit'le beraber anılır ve Dionysus gibi bazen Eleutherios yani kurtarıcı olarak görülür. Geleneklere göre, Afrodit kadınların erkeklere olan aşkını temsil ederken Eros esasında erkek için olan aşkın temsilcisiydi.
Hesiod'un genel olarak kabul gören theogonisine göre Eros, Khaos, Gaia ve Tartarus'tan sonra evrene dördüncü gelmiştir. Bazı kaynaklara göre Ares ile Afrodit'in oğludur. Eros sadece aşkın ya da seksin tanrısı değil, bu inanca göre aynı zamanda sonsuza dek sürecek olan yaratıcı üreme işleminin de sembolüdür. Bir söylentiye göre attığı okla insanları birbirine aşık eder ama attığı okun kendisine hiçbir zaman yararı olmaz.
Sevgilisi olarak Psyche bilinmektedir.
--AFRODİT--
Afrodit'in doğumu üzerine iki efsane vardır. Homeros tanrıçanın Zeus ile Okeanos kızı Dione'den doğduğunu söylerken, HesiodosTheogonia’da bu tanrıçanın denizin köpüklü dalgalarından doğduğunu söyler. Kronos, kral babası Uranos'u devirirken, bir orakla babasının cinsel organını keser. Kesilen organ denize düşer ve oluşan köpüklerden Afrodit doğar. ( ENTERESAN :) )
Aphrodite altın sıfatıyla çoğu yerde karşımıza çıkar. Tanrıça için çoğunlukla kulanılan sıfatlar işveli, cilveli ve gönül alıcıdır. Güzelliği, sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen tanrıça, çoğu yerde oğlu Eros ile görünmektedir. Ancak Eros Hesiodos’a göre oğlu değildir ve Afrodit'in alayına daha sonra katılmıştır. Bunun yanı sıra tanrıçanın alayında güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen Kharitler, Horalar ve Hymenaios yer almaktadır. Tanrıça çoğu kez çıplak betimlenir. Ayrıca takan her kadını dünyanın en güzel ve çekici kadını gösterebilen büyülü bir memeliği vardır. Hera, bu memeliği Truva savaşı'nı izleyen Zeus'u baştan çıkarıp kandırmak için kullanmıştır..
--ZEUS--
Yunan mitolojisinde Yunanlıların en büyük tanrısı, tanrıların tanrısı, Kronos ile Rea'nın oğlu, Hera'nın kardeşi ve kocasıdır. Zeus, gökle ilgili doğal güçlerin tümünü kişilendiren varlıktır. Işık, aydınlık, bulut, gök gürlemesi, şimşek ve yıldırım, Zeus'un egemenliği altındadır. Homeros, Zeus'a "tanrılar ve insanların babası" adını verir. Tanrıça Rea, Zeus'u doğurduğu zaman, çocuklarını ana karnından çıkar çıkmaz yutan kocası Kronos'tan kaçırmak için Girit'te bir mağaraya kapatır.
Zeus'un yerine koca bir taşı beze sarıp Kronos'a verir; o da taşı yutar. Kronos, babası Uranos'u nasıl alt edip egemenliği elinden almışsa, Zeus da ikinci kuşak tanrılarını yener ve üçüncü kuşak, yani Olimpos tanrılarının egemenliğini kurar. Babası Kronos'a öbür kardeşlerini kusturur; sonra da Uranos'un yeraltına kapattığı devlerden gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımı alır ve Olimpos tanrılarının egemenliğini kurmaya koyulur. Bunun için Titanlar ile savaşı göze alır; yüz kollu devlerden gördüğü yardımla bu savaşı kazanır. Evrendeki yetkileri paylaşır: Kendisi göğü ve yerle gökte krallığı alır, kardeşi Poseidon'a denizi, Hades'e de yeraltı ülkelerini verir. Zeus bundan sonra Titan soyundan gelen tanrıçalarla ve kendi kuşağından kardeşleriyle birleşip bir sürü tanrısal varlık üretmeye koyulur. Zeus, Troya Savaşı'nda büyük bir rol oynar. İda Dağı'nın doruğu olan Gargaros Doruğu'ndan savaşı yönetir. Onun buyruğuyla, talih kimi zaman Akhaların, kimi zaman Troyalıların yüzüne güler. Zeus, hakka dayanan insanca bir düzenin kurucusu sayılır.--HADES--
Hades Yunan Mitolojisinde ölülere hükmeden yeraltı tanrısıdır. O artık ölüler ülkesi tanrısıdır; ancak kötü değildir. Yer altının tüm hazineleri Hades'in olduğu için Romalılar onun adını varlıklı yani, Plüton olarak değiştirmiştir. Karısı, Demeter ve Zeus'un kızı Persephone 'dir. Hades ve karısı Persephone amansız, insafsız, yürekleri hiçbir yakarış, hiçbir sunu ya da kurbanla yumuşamayan korkunç tanrılar olarak bilinir. Gigantlar arasındaki karşıtı Alcyoneus' dur.
lime anlamı olarak "Hades" görünmez manasına gelmektedir. Onu görünmez yapan birmiğferi ve Bident denen iki uçlu bir asası vardır. Bu asanın bir ucu ölümü, bir ucu yaşamı temsil etmektedir. Yeraltı zenginliklerinin sahibidir, yerden çıkan değerli metaller onu bolluk çokluk ve servet tanrısı yapmıştır. Acımasız ve korkunç olsa da sözünden dönmez ve birçok tanrının aksine kaprisli bir tanrı değildir. Mitolojik öykülerde adı çokça yer almamaktadır. Bilinen en önemli öyküsü karısı Persephone'yi kaçırması ile ilgili olandır. Ancak Hades'in en önemli sıfatı, ölümün tanrısıdır.
lime anlamı olarak "Hades" görünmez manasına gelmektedir. Onu görünmez yapan birmiğferi ve Bident denen iki uçlu bir asası vardır. Bu asanın bir ucu ölümü, bir ucu yaşamı temsil etmektedir. Yeraltı zenginliklerinin sahibidir, yerden çıkan değerli metaller onu bolluk çokluk ve servet tanrısı yapmıştır. Acımasız ve korkunç olsa da sözünden dönmez ve birçok tanrının aksine kaprisli bir tanrı değildir. Mitolojik öykülerde adı çokça yer almamaktadır. Bilinen en önemli öyküsü karısı Persephone'yi kaçırması ile ilgili olandır. Ancak Hades'in en önemli sıfatı, ölümün tanrısıdır.
3 Mart 2015 Salı
...
Bu gün sadece müziğin sesini aç ve kendini ritme teslim et. Gözlerini kapat ve hisset.
Kendini tamamen buna odakla ve kollarını serbest bırak .
Yavaşca sallan ve ritime ayak uydur. Nasıl istiyorsan o yöne yürü ya da olduğun yerde kal...
İçinde ki ruhu serbest bırak varsın huzura..
Şuan bu satırları okuyorsan yarıda bırak ve sesini sonuna kadar açıp bir aynanın karşısına geç ya da kulaklıkları tak.
Kendini seyret , gözlerine bak ve gerçek yüzüne bak..
Bu sensin gerçek ruhun bu işte..
Gülümse ve tıpkı şuan yaptığım gibi dans et sende..
Kendini tamamen buna odakla ve kollarını serbest bırak .
Yavaşca sallan ve ritime ayak uydur. Nasıl istiyorsan o yöne yürü ya da olduğun yerde kal...
İçinde ki ruhu serbest bırak varsın huzura..
Şuan bu satırları okuyorsan yarıda bırak ve sesini sonuna kadar açıp bir aynanın karşısına geç ya da kulaklıkları tak.
Kendini seyret , gözlerine bak ve gerçek yüzüne bak..
Bu sensin gerçek ruhun bu işte..
Gülümse ve tıpkı şuan yaptığım gibi dans et sende..
27 Şubat 2015 Cuma
ONLA SARHOŞ OLMADAN ..
Zaman denen makinanın içinden bir kum tanesi sayacı gibi akıp gidiyoruz. İşten güçten , yorgunluktan , yoğunluktan kendimize ne kadar zaman ayırıp yeni şeyler keşfedebiliyoruz.
Şahsen benim için uzun zaman oldu yeni şeyler keşfetme arzusu.Yeni okuduğum kitapların içinde ki hayatlar ve insanlar hariç .
Yaşadığım her duygu yoğunluğunun anlamları çok farklı şu sıralar. Ben bu kaostan ne zaman çıkacağım bilmiyorum. Gözleri gözlerime değdiğinde içimde bir şeyler kıpırdıyor.Bakmamak için diretiyorum mesela ama bazen başarılı bazen başarısız oluyorum. Bu duyguların hükmü mü arzuların mı teslim oluyorum. Daha fazlasını istiyorum hep . Köşede karşılaşıp çarpışmak , yanlışlıkla dokunmak istiyorum..Bana bakınca aptalca gülüyorum.Onu aslında kıskandırmakta istiyorum.Ama tam tersini yaşıyorum belki hayatımda gördüğüm en çirkin kadından bile kıskanıyorum.
Hani diyorum ya arada acaba elde edememe duygusu mu ya da geçici bir boşluk mu ?
Hayır değil çok net hoşlanıyorum.Bu duyguları yaşamak gerçekten çok güzel.Karşılığını göreyim ya da görmeyeyim . Evet cesaretimin kırıldığı noktalarda olabilir.Ama bu hiçbir şeyin olamadığı anlamına gelmiyor. Ya da pes etmem gerektiğinin.
Şu sıralar kendi dünyamdan ayrı olaylar yaşıyorum.Aslında neler olduğunu belki bir kitabımda anlatabilirim. Önce devrik bir yaşantımın kırıntılarını toplayıp süzgeçten geçirdikten sonra ortaya müthiş eğlenceli bir o kadar da dramatik şeylerin çıkacağını umuyorum.Belki de süzgeçte kalan büyük kırıntıların hayal kırıkları ile yaşamayı seçiyorum..
Tüm cümlelerin içinde hep belki ya da keşkerimin çok olduğunun da farkındayım.
Ama hayat zaten hep keşke ve belkilerle geçmiyor mu ?
Şahsen benim için uzun zaman oldu yeni şeyler keşfetme arzusu.Yeni okuduğum kitapların içinde ki hayatlar ve insanlar hariç .
Yaşadığım her duygu yoğunluğunun anlamları çok farklı şu sıralar. Ben bu kaostan ne zaman çıkacağım bilmiyorum. Gözleri gözlerime değdiğinde içimde bir şeyler kıpırdıyor.Bakmamak için diretiyorum mesela ama bazen başarılı bazen başarısız oluyorum. Bu duyguların hükmü mü arzuların mı teslim oluyorum. Daha fazlasını istiyorum hep . Köşede karşılaşıp çarpışmak , yanlışlıkla dokunmak istiyorum..Bana bakınca aptalca gülüyorum.Onu aslında kıskandırmakta istiyorum.Ama tam tersini yaşıyorum belki hayatımda gördüğüm en çirkin kadından bile kıskanıyorum.
Hani diyorum ya arada acaba elde edememe duygusu mu ya da geçici bir boşluk mu ?
Hayır değil çok net hoşlanıyorum.Bu duyguları yaşamak gerçekten çok güzel.Karşılığını göreyim ya da görmeyeyim . Evet cesaretimin kırıldığı noktalarda olabilir.Ama bu hiçbir şeyin olamadığı anlamına gelmiyor. Ya da pes etmem gerektiğinin.
Şu sıralar kendi dünyamdan ayrı olaylar yaşıyorum.Aslında neler olduğunu belki bir kitabımda anlatabilirim. Önce devrik bir yaşantımın kırıntılarını toplayıp süzgeçten geçirdikten sonra ortaya müthiş eğlenceli bir o kadar da dramatik şeylerin çıkacağını umuyorum.Belki de süzgeçte kalan büyük kırıntıların hayal kırıkları ile yaşamayı seçiyorum..
Tüm cümlelerin içinde hep belki ya da keşkerimin çok olduğunun da farkındayım.
Ama hayat zaten hep keşke ve belkilerle geçmiyor mu ?
20 Şubat 2015 Cuma
RUHUN RUHUMA
Ne hissetiğini bilmeyen küçük bir kız çoçuğunun boşluğun için de anlamsızca dolandığını , ne tarafa gitmesi gerektiğini bilmediğini görüyorum. Ona yardım etmek istiyorum ellerimi uzatıyorum ama beni görmüyor. Güçlü olmasın küçük kız..Ve artık bir karar vermelisin yoksa bu boşluk seni içine hapseder ...
Sahi neydi bu boşluk ve hep kaybolmuşluk hissi.. Kendini ne kadar kandırabilir bir insan , kendini nasıl bu kadar itebilir , diretebilir ..
Ağlamak istiyorsan ağla , gülmek istiyorsan gül ..Red edil ya da kabul görül..
Ama en beteri kendine acıma..acındırma..
Kendin ol ..Kaybedebileceğin ne var , kaybetsen ne değişir ..
Belki yeni başlangıç bile yaşayabilirsin..Gülümse en büyük silahın olsun hatta gamzelerini göstermekten bile çekinme..Çelişkiye düşme..Aşık ol..acı çek ..ya da sev...
Bu bir bunalmış ruh tasviridir. Tamamen hayal ürünü bilinç altı yanılmasıdır..
Hayat aktığı yerden devam etmektedir...
Sahi neydi bu boşluk ve hep kaybolmuşluk hissi.. Kendini ne kadar kandırabilir bir insan , kendini nasıl bu kadar itebilir , diretebilir ..
Ağlamak istiyorsan ağla , gülmek istiyorsan gül ..Red edil ya da kabul görül..
Ama en beteri kendine acıma..acındırma..
Kendin ol ..Kaybedebileceğin ne var , kaybetsen ne değişir ..
Belki yeni başlangıç bile yaşayabilirsin..Gülümse en büyük silahın olsun hatta gamzelerini göstermekten bile çekinme..Çelişkiye düşme..Aşık ol..acı çek ..ya da sev...
Bu bir bunalmış ruh tasviridir. Tamamen hayal ürünü bilinç altı yanılmasıdır..
Hayat aktığı yerden devam etmektedir...
16 Şubat 2015 Pazartesi
BU BİR İNSANLIK MESELESİDİR..
Hayatınızda ufak ufak değişiklikler yapmak her zaman iyi gelir. Yeni bir kitaba başlamak gibi hayat karşımıza enteresan yeni olaylar çıkartır. Hayatı farkında yaşamak bilinçli adımlar atmamıza , kendi dünyamızın pürüzsüz en azından adımlarımızın düzgün olmasına neden olur.
Türkiye gündemimizde birçok olayı aştık derken yeni bir şey daha ekleniyor. Ülkemi eleştirmeksizin ve bir hukuk sektöründe çalıştığım halde bu ülkede adaletin olmadığı görüşündeyim. Hepimiz kapitalist sistemin kölesi olarak hayatımıza devam ediyoruz . Hakkımızı ne kadar savunup savunmadığımız ise mechul.
Hepimizde biliyoruz ki daha iki gün önce gencecik bir kızın vahşice öldürüldüğü bir annenin hıçkırıklarıyla boğulduğunu izledik. Hepimiz ne kadar da üzülsek aynı olay insanın kendi başına gelmeden anlayamayız.
20 Yaşında ki bu gencecik kıza önce tecavüz edip , ardından bıçaklayıp , sonra yakıp bir dere kenarına atan bir vahşi pisliğin insan bile diyemiyorum bu dünya da nefes almaya bile hakkı yok.
Böyle olaylar aslında o kadar çok ki bu olay sosyal medya yoluyla herkese aktarıldığı için çok büyük tepki topladı. Ki toplanmalıydı..
Böyle bir olayı bile alttan alan küçük beyin teşircileri ülkemizde çok mu çok fazla.
Bu insanlar önce beyinciklerini geliştirip sonra sosyal medya üzerinden eleştirmeye kalkışmalı.
Sonra hak iddadan bahsetmesin bu pislikler. Ülke gündeminde magazinde olan insanlar , sıradan insanlar, siyasi diplomatlar, büyükbaş yöneticiler.
Burada şahıs ne olursa olsun ya da kimliği, statüsü , nerede yaşadığı ...birçok örnek çoğaltabiliriz önce insan olsun..İnsanı değerler olsun , vicdan olsun , içinde kendi adaleti olsun , kendini yargılayabilsin .
Ahlak kuralları ya da toplumda bu denli olayların az görünmesinin sebebi insanın kendi içerisinden vicdanen ya da maneviyat anlamında korktuğu değil hukuk sisteminin onu cezalandıracağından korktuğu için suç işlememektedir . Bu konu da sizinle her türlü tartışırım.
Müslüman bir ülkeyiz inancımız gereği uymamız gereken kurallar var. Bu kurallara uyup uymamak hepimizin vicdanına kalmış bir olay. İnancı olan bir insansanız bazı şeyleri Allah'a havale etmekten başka çözüm yoktur bazen. Bunun üzerine aslında konuşacak o kadar şey var ki .. Bazen susmak ve Allah'a havale etmek en iyisi...
Türkiye gündemimizde birçok olayı aştık derken yeni bir şey daha ekleniyor. Ülkemi eleştirmeksizin ve bir hukuk sektöründe çalıştığım halde bu ülkede adaletin olmadığı görüşündeyim. Hepimiz kapitalist sistemin kölesi olarak hayatımıza devam ediyoruz . Hakkımızı ne kadar savunup savunmadığımız ise mechul.
Hepimizde biliyoruz ki daha iki gün önce gencecik bir kızın vahşice öldürüldüğü bir annenin hıçkırıklarıyla boğulduğunu izledik. Hepimiz ne kadar da üzülsek aynı olay insanın kendi başına gelmeden anlayamayız.
20 Yaşında ki bu gencecik kıza önce tecavüz edip , ardından bıçaklayıp , sonra yakıp bir dere kenarına atan bir vahşi pisliğin insan bile diyemiyorum bu dünya da nefes almaya bile hakkı yok.
Böyle olaylar aslında o kadar çok ki bu olay sosyal medya yoluyla herkese aktarıldığı için çok büyük tepki topladı. Ki toplanmalıydı..
Böyle bir olayı bile alttan alan küçük beyin teşircileri ülkemizde çok mu çok fazla.
Bu insanlar önce beyinciklerini geliştirip sonra sosyal medya üzerinden eleştirmeye kalkışmalı.
Sonra hak iddadan bahsetmesin bu pislikler. Ülke gündeminde magazinde olan insanlar , sıradan insanlar, siyasi diplomatlar, büyükbaş yöneticiler.
Burada şahıs ne olursa olsun ya da kimliği, statüsü , nerede yaşadığı ...birçok örnek çoğaltabiliriz önce insan olsun..İnsanı değerler olsun , vicdan olsun , içinde kendi adaleti olsun , kendini yargılayabilsin .
Ahlak kuralları ya da toplumda bu denli olayların az görünmesinin sebebi insanın kendi içerisinden vicdanen ya da maneviyat anlamında korktuğu değil hukuk sisteminin onu cezalandıracağından korktuğu için suç işlememektedir . Bu konu da sizinle her türlü tartışırım.
Müslüman bir ülkeyiz inancımız gereği uymamız gereken kurallar var. Bu kurallara uyup uymamak hepimizin vicdanına kalmış bir olay. İnancı olan bir insansanız bazı şeyleri Allah'a havale etmekten başka çözüm yoktur bazen. Bunun üzerine aslında konuşacak o kadar şey var ki .. Bazen susmak ve Allah'a havale etmek en iyisi...
5 Şubat 2015 Perşembe
HUZURSUZ OLANLAR İÇİN OKUMAK BİLE İYİ GELİYOR..
01. Ufak şeyleri dert etmeyin.
02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.
04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.
05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.
07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.
11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
13. Sevgi elini önce siz uzatın.
14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?
15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.
16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.
17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.
18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.
19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.
20. Zihninizde özel bir bölüm açın.
21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.
22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.
23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.
24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.
25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
26. Daha iyi bir dinleyici olun.
27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.
28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.
29. Eleştirme isteğinizi bastırın.
30. Daha ılımlı bir sürücü olun.
31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.
32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.
33. İpin ucunu biraz bırakın.
34. Bir bitki yetiştirin.
35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.
36. Erken kalkmaya alışın.
37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
38. Planlarınızda esnek olun.
39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.
42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
43. Zihninizi sessizleştirin.
44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.
45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.
47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
48. Biraz yüzünüz gülsün.
49. Bu da geçer.
50. Gevşeyin!
51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
52. İç dünyanız için zaman ayırın.
53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.
55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.
56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
58. Daha sabırlı olun.
59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.
62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.
64. Rasgele iyilikler yapın.
65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.
68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.
72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.
77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın:
Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.
81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
84. Fırtınanın Gözü nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.
85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.
86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.
90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
91. Başkalarını suçlamayı bırakın.
92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
96. Anlamlı başarı nın tanımını bir kez daha yapın.
97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.
100. Daha fazlası daha iyidir diye düşünmekten vazgeçin..
04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.
05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.
07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.
11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
13. Sevgi elini önce siz uzatın.
14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?
15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.
16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.
17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.
18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.
19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.
20. Zihninizde özel bir bölüm açın.
21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.
22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.
23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.
24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.
25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
26. Daha iyi bir dinleyici olun.
27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.
28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.
29. Eleştirme isteğinizi bastırın.
30. Daha ılımlı bir sürücü olun.
31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.
32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.
33. İpin ucunu biraz bırakın.
34. Bir bitki yetiştirin.
35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.
36. Erken kalkmaya alışın.
37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
38. Planlarınızda esnek olun.
39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.
42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
43. Zihninizi sessizleştirin.
44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.
45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.
47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
48. Biraz yüzünüz gülsün.
49. Bu da geçer.
50. Gevşeyin!
51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
52. İç dünyanız için zaman ayırın.
53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.
55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.
56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
58. Daha sabırlı olun.
59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.
62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.
64. Rasgele iyilikler yapın.
65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.
68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.
72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.
77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın:
Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.
81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
84. Fırtınanın Gözü nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.
85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.
86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.
90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
91. Başkalarını suçlamayı bırakın.
92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
96. Anlamlı başarı nın tanımını bir kez daha yapın.
97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.
100. Daha fazlası daha iyidir diye düşünmekten vazgeçin..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Özlüyorum, farkındayım. Ama geri gelsin istiyor muyum? Bilmiyorum. Sesini duymak istiyorum ama arasa cevap verebilecek miyim, bilmiyorum. Ko...
-
Özlüyorum, farkındayım. Ama geri gelsin istiyor muyum? Bilmiyorum. Sesini duymak istiyorum ama arasa cevap verebilecek miyim, bilmiyorum. Ko...














