20 Haziran 2017 Salı

Bir adamı en son ne zaman bu kadar düşündüğümü, geceleri uykusuz kalacak kadar özlediğimi , yüzü aklımdan çıkmayan , dudaklarının tadı hala ağzımda olan , sanki böylesi bir şeyi daha önce hiç yaşamamışcasına hissettiğim yüzüme çalan ılık rüzgar.

Günlerdir bu duygunun hoşlantı mı aşk mı olduğuna karar veremedim. Bugün anlıyorum ki beni bu kadar dinginleştiren , bu kadar anlayışlı kılan ona hissettiğim aşkmış.

Onun mutlu olması her şeyden önce gelen , yüzü gülse mutlu olduğum o güzel adam..
Belki hiç bir zaman tam anlamıyla birlikte olamasak da aynı duyguları hissettiğim , sonunu düşünmediğim şey..

Seni yaşamak dünyanın en güzel yerinde nefes almak gibi , seni yaşamak denizinin dibinde balıklarla yüzmek gibi , seni hissetmek çiçek açmış kiraz ağacının altında yüzüme değen çiçek kırıntıları gibi ..

Tarifsiz hissettiğim ve hiç bir zaman bana ait olamayacak o adam..
Dün akan gözyaşlarım sana hissettiğim duyguların yoğunluğu ile ilgili...

Dün benden çıkıp gittiğinde içime bir öküz oturdu. Sonra öküzle oturup dertleştik..

'' Nedir benim gibi iri bir öküzü yüreğine oturtacak kadar olan derdin '' dedi öküz..
Bense sadece ağladım , ağladım ve ağladım...

Bir rahatlamış hissettim ancak anestezi gibi geçici ferahtı. Çünkü hala bedenimde ve ruhumda taşıdığım o aşkın ezilmişliği az soğumuş çay gibiydi...

Bana yetmeyen şey senin aşkın değil , senin ta kendin di..

1 yorum: